Onur BİLGE
Altıparmak’ta bir faaliyet! Birkaç gün önce baktım ki trafik tıkanmış, yerler kazılmış… İnsanlar toplanmış. Polisler falan… Asfalt yarılmış, iki tarafına taş toprak yığılmış. Caddenin yarı yeri kapanmış. İşçiler çalışıyor. Ayaklarındaki çizmeler çamur, ellerindeki kırmızı eldivenler koyu gri, pislik içinde… Yolun altından geçen kocaman kara kanalizasyon boruları ortaya çıkmış. Açık yerinden alan sular yer yer göllemiş, uçları bükülerek çengel haline getirilen inşaat demirleriyle boruların içinden çıkarılan balçık haline alan kararmış atıklar kazılan hendek boyunca hafriyatın iki yanına atılmış, mahalleyi berbat bir koku sarmış! Gelen geçen, seyreden herkes burnunu tıkamış eliyle ya da mendiliyle.
Oralar bir süre öylece kaldı. Koku her yeri aldı. Trafik, pislik ona keza… Merak ettik bu iş neden bu kadar sürdü diye. Ne olduğunu sorduk soruşturduk da nihayet sebebini öğrendik. Keşke sormasaydık da öğrenmeseydik! ..
Her koyun kendi bacağından asılır derler. Derler de kokusu yedi mahalleyi sarar ama diye de ilave ederler. Olan koyuna olurmuş ama oradaki oyun farklı olduğu için koyun asılmamış bacağından, kolundan tutulup götürülmüş. Oyunun oyununa koyunun koynunda büyümesi gereken her şeyden habersiz, henüz bebek bile olamamış ama kocaman kalbi tık tık atmakta olan, o en emniyetli, insan vücudunun en korunaklı yerinde bulunan, yerinden ne şekilde sökülüp çıkarıldıysa çıkarılıp atılan masum bir insan yavrusu gelmiş. Koyun da koynunda beslediği yılanın oyununa gelmiş. Sonunda iş bu raddeye, cadde de bu hale gelmiş!
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta