Onur BİLGE
Müslüman olmak kolaydı. Mümin olmak, herkese nasip olabilecek bir makam değildi. Kalp işiydi. İman mevzuu çok ama çok önemli ve son derece hassastı!
Kalp, bir et parçasıydı nihayetinde ancak çok sert bir yapıdaydı. Vücudun en sağlam kaslarından yapılmıştı. Yumruk kadarcıktı ama çelik gibiydi. İnsandan insana da değişiklik arz etmekteydi. Yumuşacık, hamur gibi yoğrulabilenler de vardı, kaya gibi olanlar da… Her insanın kolayca ikna olması mümkün değildi. Üstelik bu da sabır işiydi ve zaman istiyordu.
Aramızda her görüş ve düşüncede insan vardı. Para ile imanın kimde olduğu belli olmazdı ama tamamen inkâr edenlerin yanı sıra bazı hususlarda inanmakta güçlük çektiklerini söyleyenler de vardı. Kimse tabanca zoruyla iman ettirilemezdi kimse kimsenin imanından sorumlu da değildi. Buna rağmen, arkadaştık. Onlara da yardım etmeye çalışıyor, bazen güç durumda kalıyorduk. İster istemez sabırlar taşıyor, sesler yükseliyordu. Bu tür kişiler, hastalıklarını sadece kendileri çekmekle kalmıyor, ağızlarını kapatmadıkları için etrafa mikrop saçmaya devam ediyorlardı. Yine böyle bir tartışma esnasında Define müdahale etmek gereğini duydu. Hepimize hitap etmeye başladı:
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...



