(lâ-edri! ../ merkad taşındaki kitâbe şeridini vehmeder güneş, / sırçası kırılmadan da duayla taçlanmış niyet uykularına yatılır. // kafanın içinde bi ur gibi taşıdığın şeyin nizâ'sı çün çıkar sessizce siyahlar kuşanmış yedi kat göğe, yerin yedi kat altında durmaksızın kükreyen su. / inadiye’nin karanlığında öylece unutulur, sınırsız- ma’sum ve çırçıplak boşluktaki keffâr’ını taşıyan edra’.../ kendi etini dişler senin için, sonrasızlığı yaşayan âdém-î hikâyesizler. / ve sırça, ve yâd ve kevkeb günbatımının sadâ'sıyla şeb'in ketumluğuna yenilirler. / şol dar-ı fena’nın bütün zamanları zulmetlidir! ../ zulmetli zamanlar kötüdür / güvenle saklandığın içindeki kampın eyvanında bir eey/vah bile değildir/ ki, ateş sönerse, kamp da bitermiş; kampa rûh veren ateşten aldığı yaşama sevinci iri besasa’sı ve onun îşkı ve hayatın bütün hülâsasının ağırlığında...// âbis denlidir.../ o yeğinlikli dem'de âbis denli arar raz û sırrını.../ işte ol menkıbe’den, kâlbe hüsn-ü hat ile nakş eder kanadığı ‘gül’ü bir yoksul dérvîş! ...)
“be lâ ve ene alâ zalike mineşşahidin”
/ yağmurlarla gideceğim arinna.../
Aşk dokudum, aşk okudum
Erenlerin dergahında
Aşk okudum, aşk dokudum
Her güçlüğü bile bile