Zihniyetler değişmez, köprü dahi yapılsa,
Merhamet te gerekli, her bünyeye her şahsa…
Bu vicdani bir dava, gayret gösterilecek,
İnanç, maneviyattır, Rab hep dinlenilecek…
Sen tetiği çekersen, vicdanlar hiç gelişmez,
..
Hüküm tükenmeyecek, çünkü uzaylılar hak,
Rabbim mesul tutmuştur, inanç taşırlar mutlak…
Her kavim düşünülmüş, dinsiz bırakılmamış,
Konumlarına göre, kimse mahrum kalmamış…
Yoksa ilerlenmezdi, zorbalık gelişirdi,
..
Rab'bim dinlenilmiyor, kanun, kural tanınmaz,
Tenha yerlerimiz var, kötülük açıklanmaz…
Cesaretlendirilmiş, bilinçli nesillerde,
Vicdan artırılmalı, inanç içerisinde…
Mal zannedilmeleri, zorbalığı tetikler,
..
Aşkı yaratmak ve sevgimizi, ışığımızı tüm yüreklere serpmek için başlangıç yapalım güne ve bizi mutlu edenlere.
Engeller olsa da günlerde, gecelerde.
Hasret ve özlemle aşkın arayışı için de tükensin ömür, hevesimiz geçmesin gelecekten, deliler gibi isteyen biz olalım, fedakarlık eden biz olalım, değerleri yitirmeden.
insanın özendiği, hayallerini süsleyen hayata ya da geleceğe sahip olması elbette güzeldir.
Hissediyorsak gül kokusunu, arayışlar savuruyorsa denizlere duygularımızı aldığınız tatmine mutluluğa, coşkuya, huzura inanamayacaksınız...
Mutluluk; sevgi ve sadakatin dokunuşunu arayarak yüreklerden dalga dalga akar.
Islak bir başlangıç yapın, eski davranış kalıplarınızı, düşüncelerinizi olumsuz duygularınızı yaşlı gözlerle bırakın hüzünleri ıslak yanaklara bırakın. İnanç, güven, sevgi ve saygı ile hayatınızda önce yüreğiniz değişecek. Sevginin olduğu yerde yüreğinizin ve aşkın ışığı vardır.Aşkı bilebildiğiniz kadar yaşayın.Islak da olsa gözler.
..
Hayvan dostlarımıza, vicdansızlık yapılır,
Adi işkencelerle, kumarlar oynatılır…
Lanetler toplanılır, bahis adı altında,
Ruhlar işbirlikçidir, Rab'be başkaldırmada…
Şeref ayakaltında, köpekten kazanılır,
..
Hakikatte güçsüzsün, gerçekte zavallısın,
Pek te cesur değilsin, apaçık bir korkaksın…
Cesur merhametlidir, Rab'bine inanç taşır,
Cesur koruyucudur, doğaya yardımcıdır…
Sen yardım etmiyorsun, verdiklerin zarardır,
..
Yol dediğin bir davadır evlat
İstersen git istersen kal
Yoldan çıkmadığın sürece
Attığın adım davana ihanet sayılmaz
İhanet geceden karadır evlat
..
Toplumlar, başlangıçtaki çeşitli nedenle ve zorunlu nedenlerden ötürü, toplumsal ve halksal olan yaşamlarını ayıramadan ve bu iki alanla, birbirini iç içe geçiren, etkileşmelerle yürütmüştürler. İnsanların alet kullanma, örgütlenme yetenekleri toplumsallığının temeliydi. İş bölüşümü üretimin değiş tokuşu gibi toplumsal özeğinde olanlarla giriştiği ağ örgü ilişkileşmesi, somut kristalleşmesi oldu.
Aynı zamanda da, gelenekten gelen pusula nitelikli genel davranış tecrübe davranışlarının aktarılan inançlaşmaları; halkın tutumsal eksenleşme temelini oluşturuyordu. Kişi ilişkilerini ortaya koymayı cemaat ve grup, topluluk aitleşmesiyle birlikte halkın, somutça kristalize olma ilişkilenmesini halk yaşamı ortaya çıkarmıştır.
Aidileşme, öznelci bir kişisel varoluşlar yol, yöntem ve metodik araçlarıdır. Aidileşme öznenin kişi kişiler iletişmesidirler. Aynı düzey ve düzlemdeki insanların anlayışçı uyuşmalarının yapısalcılığıdır. Yine aynı deşifre ilişkilerin birbiri ile iletişebilmelerinin, güvencede olmalarının kararlılığıdır. Aidiyet ortamında öznenin tedirginlikleri kalkar. İnsan davranışları ve bu davranışların karşılanma etki ve tepkisinin bilinmez oluşunun insana vereceği huzursuzluğu, bilinir olan aidiyet ortamıyla ortadan kalkar. Bilinir oluşun kararlılığında fiilleri dengelenir. Bugün siz bile, aynı siyasi görüşü ve aynı inancı paylaşmayan kişilerle iletişmekten, dünya görüşünüzü paylaşmakta sıkıntı ve çatışmalar hissedersiniz.
İnançlar, halkın aidileşmesinde, çok temel ve gerekli bir dalgalanma oluşturur. İnançlar halkın gelişme şekillenim, düzlemidir. Burada farkına varılması gereken ayırt edicilik, her hangi bir inancın, halka kural kılınması değildir. İnançlaşmanın kurallılığının halka çekeylenme alanı olaraktan var kılınmasıdır. Ve bu alanın halka süblime olunacak bir hedefi olarak gösterilmesidir. Evrende, bir tek doğru olmadığı için doğrular vardır. Yine evrende bir tek doğru sanılan inanç değil, inançlar vardır. İnançların her hangi birinin kural olacaktan benimsenmesidir. Bu inançlar tek Tanrı’lı, çok Tanrı’lı Ya da Tanrı’sız da olabilmektedir.
..
Hayat bir yerden tutunmak,
Güçlü ve saygın olmak,
Doğruyu, yanlışı ayırtmak,için,
Savunduğumuz yargılardır.
Sahip olduğumuz inanç sistemleridir.
Bireyler kendileri,
Değerleri hakkında,
..
İşin Rengi Değişir
Bütün dinler ve kutsal kitaplar tek kişinin beyanıdır. Bu kişilerin ikinci bir şahidi yoktur. "Allah'tan getirdim! " ya da "Allah yolladı! ” derler! Bunu halk kabul ederse din ve kutsal kitap oluşur! Kendisine hiç kimsenin tabi olmadığı peygamberlerin de olduğunu bazı alimler söyler! Mesele inandırma meselesidir!
Ben ise diyorum ki "İnanma bil! " yani gerçeği bizzat kendin ara! Nakledilen bilgilerin, eksiltilip-artırıldığını zaten söylüyorlar ki; bu nedenle yenilendi durdu dinler ve kitaplar. Yenilenme gerekçesi; eksiltilip, ilaveler yapılması zaten. Şunu unutmayın; tek kişiye ulaşılır sonuçta kaynak olarak!
Hukukta ise tek kişinin beyanı bir diğerini mahkum edemez! İki eşit insanın beyanları da eşittir! Bu nedenle din alanında ayrıcalık söz konusudur! Yani dini getiren kişinin, seçilmiş kişi ya da seçilmiş ırktan olması bu eşitliği bozacak ve tek kişi beyanıyla toplum şekillenecektir! Bu konu inanç olduğundan bireye karışılmaz ama sorun çıkması şundandır. Tek kişinin beyanıyla toplumdaki diğer kişiler de mahkum edilmeye kalkışılır. İşte o zaman işin rengi değişir!
..
Uzaylılar ki vardı, daima da varlardı,
Uzaylı eksilmedi, hep yaratılmışlardı…
Biz sonradan gelmişiz, insan takva sahibi,
Biz yeni türlerdeniz, hem tanırız habibi…
Uzaylılar çok farklı, yaratıcımız tekdir,
..
Münafığın işleri, insan harcamalar,
Ardından istismarlar, fitne ve kargaşalar…
Münafık aldatır, Hakk’ı ve de ruhunu,
Maneviyattan uzak, tutmuş nefis yolunu…
Hakk’a inanır gibi, oysa hiç inanmıyor,
..
17]Bu tür fevri ve hissi anlayışlar, güncel devlet olmanın, güncel devlete değin kurumlaşma kurallarını bilgi olarak tam ikmal edememenin, bütün yanılgılarını taşımaktadır. Bu yanılgı kişileri inanç ayrımcı olmanın içinde tutar. Bu yüzden kişilerini düz mantık çıkartışlı yapmıştır. Hâlbuki siz, böylesi bir inakçı anlayışla, Kurtuluş Savaşı hareketinin oluşturulması esnasındaki, din adamı alimlerinin olumlu vaazını hiç dinlememiş olup da, öz hareketin içine katılan; dinsiz ya da gayri Müslimlerin var bulunmalarını, bunların bu mücadeleye katılma hareketini, bu tür din eksenli düz mantığınızla, asıl okuyacaksınız?
Bir kutsal hareketi, herkes baktığı yerden tutup anlar ve anlatırsa bu tarih bilinci olur mu? Halkın bir vatan sevgisi, bir kul olma Osmanlı tabiiyeti mantığı, ya da yurttaş olma bilinci tanzimat fermanlarıyla ve birinci ikinci meşrutiyetlerin estirdiği kimi rüzgarlarla ve milliyetçilik akımlarının doruklaşmaları gibi araçların etkilemesi ilen yurttaş olma özgür olma vatandaş olma gibi duymalar ve benimsemeler hiç yok mu da, din alimleri olmasa bu iş kotarılamazdı denmeye getirilmektedir? Din alimleri de, sonuçta yükümlülüğü olan bir yurttaş değiller mi?
Din alimlerinin de bilinçli bir toplum ve bilinçli millet aidiyetliği yok muydu da böle söylenir? Halkımız müslüman olmadan önceki yaşantısı için de yurt savunması bilinci çoktan oluşturmuş, kendi yurtlarını savunmuş, bir çok devletler kurmuştur. Aksine dini inançlar, halkımızın var olan bu bilincinin üzerine oturmuş ve gelişmiş devinmiştir. Yani yurt sevgimiz inancımızdan dolayı değildir. Aksine inançlar zaten var olan yurt sevgimiz üzerine konumlaştırılmıştır.
20 Nisan 1920 günü Temsil heyetinin bildirgesi 'devlet otoritesi olmanın bilincinde olan' herkesin manen olumlaması gereken bir haldir. Bu bildirge; en tabii, en gerçekçi ve kontrolsüz gücü, kontrol altına alan, kitleleri kazanmak için bir sosyolojik yaklaşımdır. Orada şaşa kalacak bir tavır yoktur. Ve orada, ülkenin gelecekteki inşasına katılacak olan bir inşa olur denli ufacık bir katılma malzemesi de yoktur.
..
28] Böylece yeni yeni toplumsal aidiyetlikler var edilip, yok ediliyordu. Erken dönemlerde, ilk oğul baba toplumuna verildiğinde, miras hukuku çözülemiyordu. Bu nedenle ilk oğul hep dölsüz olurdu. İlk oğul kısırda kılınıyordu. Sünnet bu kısırlaştırmanın aşılması için yapılır bir uygulama gibi düşünülmektedir.
İlk ittifaklar için yapılan sözleşmeler daima akılda kalıcı, etkileyici, unutulmayan, bu yüzden de sadakati pekiştirilen şölen ve kutlamalardı. Bu törenler esnasında insan ve hayvan kurbanların kanı bir kaba akıtılır, bu kan (dem) karşılıklı olarak, kaplar içinde içilip, içmeler sonunda kaplar yere atılarak kırılırdı. Bu türcü şekilde ritüeller vardı. Bu tür sembolik ritüel törenler de bir kardeşleşme aidiyet ilişki bağıntısı sürdürülürken, giderekten, bu tür törenlerde, kan içilmemesinin, insan eti yenmemesinin de insan kurbanına son verilmesi içinde uygulamaların son kez ve çok şiddetli bir uygulaması yapılacaktı (Nuh tufanı gibi) .
Bu tür şölenlerde böylesi vaz geçişlerin, kutsal kitaplardaki bildirimi şöyledir: Tanrı Nuh'a tufandan sonra şöyle der: 'Kan içmeyeceksin' Böylesi bir emirle, insan kurbanının lav edilişi, yine bir başka rivayetle halk nazarında bu adetten vaz geçilmenin gerekçeli anlama sembolizmi var edilecekti. Nuh bağ yapacaktı. Artık insan kanı yerine Nuh, şarap içecekti. Aslında Nuh sürgün yemiş, vaat olunan topraklara gitmişti.
Bunun içindir ki Nuh, üzüm şarap üretecekti. Artık bu tür kadeh kaldırmaların uzak geçmişteki anısı içinde toplumların bir düzenlenme şekli ittifaklar sembolizmi vardır. Bu sembolizmle kırmızı şarap, insanların, insan kanı içmelerinden, yavaştan yavaşa vaz geçildiğini, şifrelemektedir.
..
Bu zamanda bu asırda
Gidilecek bir yol yoktur
Kafalar boş gönüller taş
Sevilecek bir hal yoktur
Yaşadığımız bu dünyada
Sürülecek inanç yoktur
..
Süreç, ‘çapulculuğun gücünü’, ‘güvencenin garantisine’ çevirmişti. Bu çapulcu güç bir organize teşkilat olaraktan, üreten sistemin bünyesine alınmasını ortaya çıkartmıştı.
Araçlı üretim, toplumsal yapıya doğru yol olurken, savaş ve kavga gibi haramice olan çapul yaşamı da giderek sistemleşen, daha daha da, teknikleşen, bir uzmanlık alanı haline getirilmiştir. Artık, amacı sırf öldürme ve çapulculuk ve savunma olan savaş sanatı denen bir öldürme sanatı, insan eli ile biçimlenip meşruiyetlik kazanmıştı..
Bu gelişme nedeni iledir ki, gerek toplumlar arası eşitsiz gelişmelerin, yararlı olan gücünü ele geçirmek, gerekse de insanın üretim gücünü ve ürettiklerini ele geçirmek için savaş bir yol olacaktı. İnsanları tutsak etmek ve onlara üretim yaptırmak için; gerekse rekabetçi bir durumun sürüklemesiyle ve diğer öznel egoist çıkar çapulları için vs. savaş bir yol ve yöntem olacaktı.
Bir kısım toplumlar, üretir olmanın yanı sıra, ölen kendisi olmadığı sürece, savaş gücünün hazırcılığını görmüştü. Kendi toplumsal gelişmesi içinde bu alana daha çok ağırlık vererek; savaşçı, fetihçi, gelişme eğilimlerine de, yönelmiştir. Bu yöntem, ülkeler fethetmede, bir uçtan bir uca ülkeleri ele geçirmede, önünde durulamaz olmakta, çok çok başarılı olurken, asla kalıcı olamamıştır.
..
Senin aşkın açmıştı,gönlümdeki yarayı,
Sen kapattın viran ettin içimdeki sarayı,
Sevgilim ikimiz için de bitti balayı,
Artık uyanma vaktidir,bitirelim bu rüyayı.
Sanma ki yalnız sen olunca ben varım,
Artık inanç doluyum,sensiz de yaşarım,
..
Kuru kuruya anmak bu pek yeterli değil,
Varlığı net apaçık inkârı mümkün değil…
Önce tasdik edecek, Hakk’ı yaşayacaksın,
Hak hakikat ildedir, Rab’bi da anacaksın…
Rab’be tevhitle ulaş, inanç dışına çıkma!
..
Ruhlarda kin mi var da teşebbüs ediyoruz,
Nasip alamamışız vicdandan da yoksunuz…
Rab’be inanç kalmamış, ahiretten ümitsiz,
Köpekler de ümmettir ki düşünememişiz…
Rab bağışlamayacak, helak dahi oluruz,
..
Yanlışını mı gördün, aykırılığı mı var?
Rab’bimiz lehimize daima yarar sağlar…
Emrettiği kurallar mutlak yaşatılmalı,
Verdiği huzur ile inanç daima kârlı…
Hakikat buna dâhil kısaca Rab’bimiz var,
..



