Utana Sıkıla Şiiri - Ahmet Ihsan Arac

Ahmet Ihsan Arac
418

ŞİİR


22

TAKİPÇİ

Utana Sıkıla

Uyandığında sabahın alacakaranlığıydı. Vücudunun saatiydi onu uyandıran bu vakitte. Doğruldu, konforlu yatağının içinde. Odası sıcacık, yatağı yumuşacıktı.
Yorganını üstünden attı. Yanı başındaki gece lambasını yaktı, yatağın yanına oturdu. Karşısında boy aynası vardı. Aynada kendini süzdü. Mahmurdu bir çift güzel yeşil göz. Rahat bir uykudan henüz uyanmıştı. Ve rahat bir gün onu bekliyor olmalıydı.

Kalktı ayağa, odadan koridora çıktı. Koridorda yürüyordu, sağ odada kızını gördü, peri gibi uyuyordu, nefeslerinin biri inip biri kalkıyordu. Al al yanakları kızının ona adeta öp beni baba öp beni diyordu. Soldaki odaya döndü, oğlu üstünü açmış, ama üşümüyordu, bir de üstüne rüyada gülüyordu. Ay gibi çehresiyle babasına öp beni baba öp beni diye haykırıyordu.

Merdivene yöneldi alt kata inmek için. Yavaş yavaş her adımı hissede hissede inmeye başladı. Bir çift bacağın, bir çift ayağın, kusursuz tabanların, hakkını veriyordu her adımda.

Mutfağa yöneldi; buzdolabını açtı. Kusursuz eliyle bir su aldı; tertemiz ve berraktı. Yarım diz çöktü, yudum yudum üç yudumda üç hayat daha aldı.

Pencereden dışarı baktı.

Sabahın alaca karanlığıydı, dalda bir kuş gördü. Gecenin zemheri ağusu çökmüştü sanki minicik kanatlarına. Koskoca dal kıpırdıyorken ayakları sabitti. Donmuş muydu yoksa sımsıkı mı sarılıyordu bahara düşen hülyalarına zavallı kuş. Öylece bekliyordu. Belki güneşi... Ve hatta belki de şen şakrak baharı, altın kızıllı yazı...

Aldanmamıştı kuş belli ki masumluğuna beyazın. Biliyordu ki derinlerinde ateşsiz alevler saklar kışlar. Her ne kadar göz çürütür, acımaz ve hatta yakar, kışın etraftaki uçsuz bucaksız beyazlar.

Lavaboya gitti, elini yüzünü yıkadı. Seherin dansını yaptı her zamanki gibi güneş doğmadan alaca karanlığında sabahın.

Sonra dolabı açtı, rızıklar hücum etti birden Beni ye, beni ye...

Peynir bir yandan, zeytin bir yandan, yumurta, reçel, bal, domates, salatalık daha niceleri... Hepsi bir ağızdan "beni ye, beni ye" diyorlardı adeta.

Yiyesi gelmedi. Spor kıyafetlerini giydi, koşmaya karar verdi. Çünkü koştuktan sonra kahvaltı daha bir güzeldi.

Koşarken bir sincap gördü parkta. Karların arasında bir şey arıyordu. Belli ki yiyecek bir şeydi bulmaktı istediği. Tadına aldırmaksızın, görüntüsüne bakmaksızın aç karnını doyurmak... Minicik bedenini zemheri soğuklarında yenik düşürmeyecek, bahara çıkaracak herhangi bir şey....

Eve geldi, kahvaltısını yaptı. Yün paltosunu giydi, pamuk atkısını sardı. Evinden dışarı çıktı. Arabasına bindi. Günlük işleri için yollara koyuldu. Hava soğuk, her taraf karla kaplıydı. Buna rağmen o sımsıcacık arabanın içinde, geceden kürenmiş yollarda yağ gibi akıyordu.

İşlerini halletti. Arabasına yöneldi. Gene arabasının konforunda evinin konforuna döndü.

Kapıyı açtı. Sıcacık bir hava güzel kokularla yüzünü öptü. Kızı ve oğlu kucağına atladı. "Babam geldi. Baba, baba..." Onlarla gıdıklama canavarı oynadı sofra hazırlanana kadar. Sofraya geçtiler. Yayla çorbası, etli taze fasulye, şehriyeli tavuklu pilav, limonlu zeytinyağlı salata, limonlu su ve kavun ile donatılmış akşam yemeği onları bekliyordu.

Masaya otururken bir an sabah pencereden gördüğü kuş ve koşarken gözünün takıldığı sincap aklına geldi. Kendinden utandı. "Adeta Yaratıcı hayatımın altına kırmızı halı sermiş" diye geçirdi içinden. "Dışarıda binlerce varlık bu zorlu kış şartlarında ölüm kalım savaşı veriyor. Oysa bu şükürsüz halimle ben, bu dünya saltanatı yetmemiş gibi bir de cenneti istiyorum. hak edecek ne yaptıysam..." diye ekledi.
Lokmalar ağır ağır geçti boğazından... Kalktı elini yüzünü yıkadı. Akşamın dansı vaktiydi. Akşamın dansını yaptı ağır ağır. Şükürle dolu elleri boşluğa kalktı, utana sıkıla, utana sıkıla...

Ahmet Ihsan Arac
Kayıt Tarihi : 24.2.2019 03:42:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Hikayesi:


Bir dergi icin yazilmis ingilizce yazinin turkcesi

Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!

Ahmet Ihsan Arac