Kereminden lütfet, ayak türabına kurban olayım
Gölgenin vurduğu yerde ben de durayım
Dudaklarından usulca, inci inci dökülen,
Bir kerecik olsun bir kelamın da ben olayım
Nazarının değdiği yerde vadiler
Meymenetsiz,
Bu ne mihnet?
Tüm dünyanız para, senet
Ne de şanslısınız bahtta
Sanki kralsınız tahtta
Bakış keskin, surat asık
Diyarbekir’deyim, Muallak sokak’ta,
Hasret acısında bir yudumluk çay
Her yudumda sevdasına
Yandığım oy...
Mardinkapı’sında
Gayri düğün yok.
Açığa aldım sevgini,
Mühürledim senden kalan ne varsa
Firuze duvarlar ördüm,
Gizin görünmez ağyara
Gayrı sızlanma.
Mutluluk, üstünü çizdiğim bir kelimedir,
Çözümsüz, hiç bilinmez bir denklemdedir
Hep aranan, adresi yok, seferlerdedir
Söylediği anlaşılmaz bir kekemedir
Çiçeksiz yeşillik, geçilmez hudut
Yanmaya mecali yok ışıkların
Güneş battı, çekin perdelerini şehrin
Vehim kokusu var toprakta,
Artık gün doğmayacak, fehmedin…
Hayat tiyatrosu kapattı perdelerini
Ezel yazmış yazımızı
Eğrimizi, düzümüzü
Ebr-i seher kapımızı
Çalmış işte bir kalemde
Keşfetmeye aslımızı
Bu hal ruhun hangi mahzun duruşu?
Ne yaşam isteği, ne sona arzu
Onca rüzgar eser, uçuramaz bir kuşu
Ne ölü toprağı ne teselli yokuşu...
Hazzımın süzgeci kırılmış gibi
Şahlanırsın en beyaz mefkûrelerde
Bitişin aslında sonsuz kalıştır
Ne asildir büründüğün şekiller
Raflarda tarihe dimdik durursun,
Hep saf ve temizdir çizdiğin yüzler
Hevesi kursağımda kaldı hayatın
Heyamola heyamola hoplayamadım
Hırsızlık ettiğim fıstık ağaçlarında
Çocukluğum hiç oldu toplayamadım.
Islık çalıp sokaklarda duvar dibinde
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!