Güzel Yurdum Vatanım Türkiye'm

Mehmet Cıngır
1306

ŞİİR


11

TAKİPÇİ

Güzel Yurdum Vatanım Türkiye'm

Antalya’nın kumsalı,güneşi,denizi
Kamaştırır mavisi gözlerinizi.
Yakar genzinizi portakal çiçeği kokusu!
Diyarbakır’ın karpuzu,Anamur’un muzu…
Fışkırır pınarlarından buz gibi su
Doldurur genizleri yarpuz kokusu…
Kır çiçeği,nergis,papatya,nanem;
Mermi gibi deler gökyüzünü Yivli Minare'm
Güzel yurdum,vatanım,Türkiye’m!

Isparta’nın gülü
Dalında öter bülbülü…
Rengarenk menekşesi,lalesi,sümbülü…
Hoş kokuludur kırmızı yanaklı elması…
Renk renk,desen desen Isparta halısı…
Çoktur dünyada meraklısı…
Nakşeder halı üzerine imzasını
Fatma’m,Ayşe’m,elleri kınalı Emine’m…
Güzel yurdum,vatanım,Tükiye’m!

İzmir…
Güzel İzmir!
Çıkmış İzmir’e düşman.
Uçuyordu boynu köpüklü atlar
Çatlayacaktı…
Kocatepe’den yükselen mavi gözlü komutan
Bıraksalar, at sırtından İzmir’e
Atlayacaktı…
Kordonboyu’nda gezer kızlar
Yüzer geceleri denizde yıldızlar…
İzmir,
Yoktur sana dünyada eş,
Doğuştan İzmirlidir güneş…

İstanbul’un asmaları,
Arkalarında süs köpekleri
Ellerinde tasmaları
Gezer yosmaları:
Fatih,Avcılar,Bağcılar,Beyoğlu,Laleli…
“İstanbul’un orta yeri sinema
Garipliğimi söylemeyin anama…”
Der, Orhan Veli…
Kara mı denize indi,deniz mi karaya çıktı?
Haliç sırtlarında onlarca gemi,
At sırtında koca Fatih!
Şahadet parmağı ok gibi ileride,
“Ya ben İstanbul’u alırım ya İstanbul beni! ”
Diyordu koca sultan!
İstanbul’un manevi fatihi Eyüp Sultan
İşte orada Akşemsettin,Mimar Sinan,
Duruyor hâla orada diktiği bayrak,
Surların bedeninde Ulubatlı Hasan…
Günboyu kirpiğinde biriktirdiği gözyaşını
Denize akıtır akşamları Harem,
Güzel yurdum,vatanım,Türkiye’m!

“Giderim Sivas üstü
Yârim bana küstü,
Para vereyim,gel barışalım
Kalsın üstü…”
Bir türkü yükselir Sivas’tan
İnce ince,hece hece
“Uzun ince bir yoldayım
Gidiyorum gündüz gece…”
Aşık Veysel adı gelir akla Sivas deyince.
Yıllar öncem Gazi Paşa’yla aydınladı
Sivas’ta gecem…
Güzel yurdum,vatanım,Türkye’m!

Yeşil Bursa…
Bir şehir bu kadar güzel,
Bu kadar şanslı olur olursa!
Cihanın ilk başkenti Bursa…
Tarih ve tabiat iç içe Bursa’da…
Ay,güneş,yıldızlar…
Dünya tarihine yön veren isimler…
Altında uyurken tarih bu avizenin
Bütün dünya şahit oldu
Doğuşuna burada,bir mucizenin…

Bursa’nın yarma şeftalisi,
Benim, bu şeftalinin delisi.
Süleyman Çelebi’nin Ulu Cami’si
Camilerin en ilâhisi
Duyulur gibi sanki Orhan Gazi’nin sesi…
Oldum olası Bursa’ya duymuşumdur özlem
Güzel yudum,vatanım,Türkiye’m!

Serhat şehri Edirne…
Dünya bir yana,Edirne bir yana,
Buradan yakın göründü cihana Viyana…
Ergene Havzası,Istıranca Dağı…
Edirne,kahramanlar yatağı,
Buraya kurar pehlivanlar otağı…
Edirne Sinan,Sinan Edirnedir…

Arda,Meriç,Tunca…
Atlarını suladı atalarım buradan
Tarih boyunca…

“Kızılcıklar oldu mu?
Evreşe yolları dar dar…
Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar”
Tutunamadı burada ne yunan ne Bulgar…
Gönül dolusu selam olsun sana Edirne’m
Güzel yurdum,vatanım,Türkiye’m!

“Dur yolcu,bilmeden gelip bastığın,
Bu toprak,bir devrin battığı yerdir.
Eğil de kulak ver,bu sessiz yığın,
Bir vatan kalbinin attığı yerdir.”
Bir zafer ateşidir Çanakkale’de yanan,
Ruhun şâd olsun Necmettin Halil Onan!
Çanakkale şairin dediği gibi gerçekten
Bir devrin battığı yerdir,
Binlerce Mehmed’in kanatlanıp
Cennete uçtuğu yerdir…

Yağmur gibi yağarken kurşun,gülle,top mermisi;
Gece,sabah,öğle,günün ikindisi,
Alınır kal’a mıdır Çanakkale,çünkü;
Oradaydı alemlerin efendisi…

Çanakkale,
Göğün yere indiği
Yerin göğe çıktığı destan…
Öyle bir destan ki,
Bitmez defalarca anlatsan…

“Çanakkale içinde aynalı çarşı
Ana ben gidiyorum düşmana karşı
Of gençliğim eyvah!

Çanakkale köprüsü dardır geçilmez
Al kan olmuş suları
Bir tas içilmez
Of gençliğim eyvah! ”
Kaldım Çanakkale’de bir çay içimi
Yaktı Çanakkale türküleri içimi…

Deli armut turşusu,
Peynir helvası,
Midye dolması,
Tuzlu sardalyesi…
Mutlu eder yiyen herkesi.
Doyum olmaz peynirine Ezine’m
Güzel yurdum,vatanım,Türkiye’m!

Eskişehir…
Porsuk, şehri ikiye bölen nehir.
Eskişehir’in Sivrihisar’ı
Yolların kesişme noktası…
Burada doğdu mizahın en büyük ustası
Türk halkının medar-ı iftiharı
Nasrettin Hocası…

Horoz suyu,
Bazlama,
Kalem dolması,
Arabaşı…
Ekonomide başı çeker
Lüle taşı…

“Aşkın aldı benden beni
Bana seni gerek seni
Ben yanarım dün-ü günü
Bana seni gerek seni…”

“Beni bende demen
Ben bende değilim
Bir ben var bende
Benden içeru…”

İlahî aşkın timsali
Hakkı söyler dilleri
Fetheder gönülleri
İdrak edemez bunu
Ebrehe’nin filleri…
Hey gidi Yunus Emre’m
Güzel yurdum,vatanım,Türkiyem!

Selam olsun Kutalmışoğlu Süleyman Şah’a
Açtı Konyanın kapısını İslama,
Tevekkül ederek Allah’a…
Bahaeddin Veled,
Muhyiddin Arabî,
Mevlana Celaleddin-i Rumî,
Sadrettin Konevî,
Şems-i Tebrizî
Kadı Burhaneddîn,
Kadı Siraceddîn…
Ve daha nice mutasavvıf,sanat ve bilim adamı
Girdiler bu kapıdan Konya’ya
Ve ışık tuttular buradan bütün dünyaya…

Evliyalar şehri Konya!
Uyum içinde Mevlana ve ney,
Resmî dil ilan etti Türkçe’yi
Karamanoğlu Mehmet Bey…

Severim yemekler içinde bamyayı,
Vilayetler içinde Konya’yı…
Severim,
“Gel,gel,ne olursan ol yine gel,
İster kafir,ister Mecusi
İster putperest ol yine gel,
Bizim dergâhımız ümitsizlik dergâhı değildir,
Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel…”
Diyen büyük Mevlana’yı…
O sadece Türkiye’nin değil,insanlığın Mevlana’sı
Etkilemekte hâla ruhları,uhrevî havası…
Onunla bereketlendi dünya,
Onunla bereketlendi Konya ovası…
Onunla kemal buldu evrensel sevgi,
Onunla şereflendi insanlık davası…

Çıktım Alaeddin Tepesi’ne
Seyrettim oradan Konya’yı
Kapıldım büyüsüne,
Hayran kaldım İnce Minare’sine
Kendime gelince,birden
Kalktım ben yerimden
Etkilendim Konya’dan,
Ta derinden…
Keyf aldım yeşilinden
Tarihinden,leziz yemeklerinden.
Bahçesindeki gülünden,
Ovasında öten bülbülünden…

Caddeler,sokaklar rengarek
Yoktur Konya’m dünyada sana denk…
Konya’m bütün gönüller sana yakın,
Koşar âşıklar Mevlana’ya akın akın.

Etli ekmek,Mevlana böreği,
Düğün pilavı,Arabaşı,
Höşmerim,dilberdudağı baklavası,
Ekmek kadayıfı,kaygana tatlısı
Konya’ya hastır yoğurt çorbası…

Konya’yı görmek olmalı herkesin ülküsü,
Gezerken çarşıyı tutturdum bir Konya türküsü:

“Hey heeeey!
Bağa girdim üzüme
Çıbık değdi gözüme
Çıbık seni keserim
Yâr göründü gözüme.”

“Süpürgesi yoncadan
Gayet beli inceden
Ben seni kıskanırım
Yerdeki karıncadan…”

“Hani benim elli direm bulgurum
Konyalımın kaşlarına vurgunum
Yürü yavrum yürü
Saçlarını sürü
Şimdi de şuradan geçecek
Hovardanın biri…”

“Kara kaş altına çekmiş sürmeler
Ak göğsün üstünde yatan sineler
İnadından dar geliyor düğmeler…”

Konya’m azdır sana ne söylesem
Güzel yurdum,vatanım,Türkiye’m!

Ankara Türkiye’nin başkenti
Burada atar milletin kalbi
Açıldı Milli Mücadele yıllarında
Burada milletin meclisi…
Mecliste farklı farklıdır fikir,
Hakim bir tepeden bakar
Ankara’ya Anıt Kabir…
En ihtişamlı yapı Ankara Kalesi,
Burada filizlendi farklı düşünceler
Burada büyüdü demokrasi…

Buradadır milletin gözü,ayağı,eli
Manevi bekçisidir Ankara’nın
Hacı Bayram-ı Velî…

Bu şehre gömdüm ben genç günlerimi
Unutamam bu şehirde geçirdiğim
Fırtınalı dünlerimi…

En kutsî tepesi Çankaya’dır Ankara’nın
Puslu görünüyor seması Çankaya’nın.
Çok üzgün görünüyor Ankara Kalesi
Bitmedi hâlâ güzel yurdumun çilesi
Karamsar değilim; amma tedirginim.
Yine hortladı bölünme tehlikesi…

“Ankara’nın taşına bak
Gözlerimin yaşına bak
Düşman yine baş kaldırmış
Şu feleğin işine bak”

İstediği kadar baş kaldırsın düşman,
Gök kubbeyi başlarına geçirir,
Yemin ettik; yıkarız dağı taşı
Karıncayı bile incitmeyen biz,
Acımadan koparırız o hain başı
Söz konusu olursa vatan…

Türküler…
Ankara türküleri…
“Nar ağacı narsız olur mu
Yiğit adam yârsız olur mu
Benim gönlüm sensiz olur mu

Gülüm gel,yârim gel salınaraktan
Bir su ver ırmaktan
Kurtulurum belki sana yalvarmaktan

Nar ağacı ulam ulam
Yâri yitirdim nerede bulam
Kırk güzel içinde gözünden bilem

Gülüm gel,yârim gel salınaraktan
Bir su ver ırmaktan
Kurtulurum belki sana yalvarmaktan

Nar ağacı biçim biçim
Ben ölürüm senin için
Dostlarımın hepsi düşman oldular
Bir tek seni sevdiğim için
…”
Ah bu türküler!
Su gibi akıcı,
Ana sütü gibi temiz
Bazen acı,
Bazen can yakıcı,
Bazen yürek burkan,
Bazen aşk kokan,
Fakat Anadolu insanı gibi sade,
Anadolu insanı gibi sahici,
Anadolu insanı gibi ince,
İçime huzur doluyor
Bir Ankara türküsü dinleyince…

Ah bir bilseniz!
Ankara’nın yemekleri türküleri gibi
İnce ve leziz…

Miyane çorbası,
İlişkib
Sızgıç
Siyel…
Kadın budu köfte
Mücirim köftesi
Efelek dolması
Altüst böreği
Mıhlama
Bulgur pilavı
Pıtpıt pilavı
Bezetleme
Göbü
Kabah…
Dumanı üstünde gözlemem
Güzel yurdum,vatanım,Türkiye’m!

Erzurumun dadaşı
Evliyadır yoldaşı
Çok uzun sürer kışı
Kargadır kuşu
Çok meşhurdur Oltu taşı

Kışı da sayılı bir kıştır Erzurum’un
İnsanları sıcacık,fakat iklimi
En soğuk ilidir yurdumun…
Yağar da yağar Erzurum’un karı
Kimse şikâyet etmez bundan;
Çünkü bilir Rabbim ayarı…
Dolaşırken Erzurum sokaklarında
Oturup ağlamayın sakın bir kenarda
Eksi otuz derecede
Akan gözyaşlarınız donar da
Çözülür ta ilkbaharda…

Dönüm noktasıdır Erzurum kongresi
Kemal Paşa’ya dediler lider
Sonuna kadar destek olacaklarına
Söz verdiler…

İz bıraktı dadaşın yüreğinde
Ermeni meselesi…
Osman Ağa ve Mürsel Paşa konaklarına
Binlerce dadaşı doldurdular
Ateşe verip hepsini kavurdular…
Dediler birbirlerine vur! vur!
Millet-i sadıka iken
Oldular sonunda yerli gavur…
Unutmaz Erzurum’lum asla dünü
On iki Mart bin dokuz yüz on sekiz
Erzurum’un kurtuluş günü.
Düşmez asla yanlışa
Hakk’a doğrudur yönü…

Kış günü mutlu eder herkesi,
Palandöken kayak merkezi…
Tarihi bu güne taşır,
Çifte minareli medresesi,
Akar zamanın akışı gibi
Gürül gürül Tortum şelalesi…
İçilir sıcak sıcak kesme çorbası,
Çağ kebabı,üstüne kadayıf dolması…
Civil peyniri,oltu taşı,
Gidip görün Erzurum’u
Görmezseniz akar gözünüzün yaşı…
Erzurum kongre binası
Tepeden bakar Erzurum’a kalesi…
Görülmeye değer Tepsi Minare’si
Nef-î Sokak’tan geçtim,
Buz gibi sularından içtim…
Anlatılacak daha çok şey var,
Ben çok azını seçtim…

Aşık Sümmanî,asıl adı Hüseyin
Rüyasında ne şeytan görür ne cin,
Çeşmenin başında kırk güvercin.
Belirir yanında üç derviş
Üçü de ermiş…
Niyet ettiler abdest alıp,
Birlikte namaza durdular el bağlayıp.

“Vardım saf saf olup divana
Ben de el bağlayıp geçtim bir yana
Meylimi bağladım gayri Subhan’a
O güzel Allah’ı gözler gözlerim…”

Namaz vaktini öğrenmek için,
Bakarken güneş vuran taşa Hüseyin,
Oracıkta uyuyakaldı
Derin bir uykuya daldı…
Dervişlerden birinin elinde bir tabla
Elinde içi dolu üç bardak…
“İç bakalım birini”derler”lak lak! ”
İç de bir tadına bak…
Ereceksin sen muhakkak.
İçmedi bunu Hüseyin içki sanıp
Ağzına sürdüler zorla ellerini bağlayıp
Parmağını bardağa banıp…
Uyanınca baktı ne derviş var ne şerbet;
Fakat ağzında inanılmaz bir lezzet…

Buna derler aşk badesi
Gülperi’dir kızın adı,
Şah Abbas’tır kızın babası.
Uyanır,ne kız vardır ne ermişler,
Ona aşk badesi içirdi dervişler…
Yoktur Allah’ın birliğine güman,
Dedi bir atlı:
“Bundan sonra senin adın Sümman…”

Evliyalar pîri İbrahim Hakkı,
Mürekkep yalamış Erzurumlu şair Emrah…
Ruhları şâd olsun gani gani rahmet etsin Allah…

Sadece bir yılın değil,
Son yüz yılın annesi…
Yalnızca Erzurum’un değil,
Türkiye’nin Nene’si
Yirmi yaşında elleri kınalı bir gelindi.
Kaptı ağabeyinin kasaturasını,
Kaptı taşını sopasını geceden
Yürüdü Moskof’un üstüne yüceden!
Yerden mi çıktı,gökten mi indi?
Kaynıyordu Aziziye Tabya’sı kum gibi düşman,
Vermedi Nene’m düşmana aman!
Son yüz yılın kadını,
Tarihe yazdırdı adını…
Ruhun şâd olsun kahraman Nene’m!
Güzel yurdum,vatanım,Türkiye’m!

Serhat şehri Mardin,
Hoşgörünün başkenti,
Neşvü nema bulur orada her din.
Aydınlığında Hz.İbrahim’in
Medeniyetlerin kucaklaştığı yerdir Mardin…
Mardin Kalesi
Kartal gibi yüksekten bakar Mardin’e,
Alacakaranlıkta uyanır herkes
Ezan ve çan sesinin birbirine karıştığı
Semavi dinlerin barıştığı
Işıl ışıl,pırıl pırıl bir güne…

Güz gelir dökülür gazeller
Türkü söyler köşe başlarında
Mardinli güzeller…
“Bahar geldi gül açtı
Bülbül yerinden uçtu
Şu benim deli gönlüm
Başıma bir dert açtı

Yüreğim dolu pare
Aşka bulunmaz çare
Ah yalnız yaşayamam
Gideceğim o yâre

Seherin vakti geçti
Sinemi yaktı geçti
Hazırlanmış gitmeye
Güzelim baktı geçti”

“Şu Mardin’in gülleri
Öter bülbülleri
Değer dünya malına
Mardin’in güzelleri
…”
Camileri,
Manastırları,
Kiliseleri…
Sıra dışı ve özeldir mimarisi
Taş yapılar Mardin’in simgesi
Daha nice eser
Tarihe yolculuktur
Bu büyülü atmosfer…
Mardin…
Şiir gibi bir şehir!
Görenler onunla müftehir…

Yemekleri de şiir gibi leziz
Çiğ köftesi,
Kaburga dolması,
Lebeniye köftesi,
Kibbe,
Fikriye,
Dobo,
Alluciye,
Ciğer pilavı
Sembüsek…
Yiyenlerin damaklarında bırakır
Unutulmaz bir iz…

Güzeller güzeli Mardin!
Vermesin Rabbim sana ne keder ne elem,
Yazamaz güzelliğini hiçbir kalem…
Güzel yurdum,vatanım,Türkiye’m!

Şanlıurfa!
Peygamberler şehri…
Pınar gibi,
Fışkırıp gelmiş derinliklerinden tarihin
Değişik kökenler yaşar bir arada
Yoktur aralarında nefret ve kin…
Hiç değişmemiş tarihî dokusu
Sinmiş bu dokuya peygamberlerin kokusu…
Sarmış şehri aydınlığı Hz.İbrahim’in…

Şanlı Urfa!
Düşmana kaşı direnişi pek şanlıdır,
Kızları güzel,erkekleri delikanlıdır.

Şanlıurfa türküleri…
Bazen yürek burkar,
Bazen de aşk kokar.

“Mezarımın başı
Urfa’ya karşı
Başucuma koysular
Yazılı taşı…”

“Urfalıyam ezelden
Göynüm geçmez güzelden
Göynümün gözü çıksın
Sevmez idim ezelden…”

“Arap atı gibi sallar başını
Ne söyledim yıktın hilal kaşını
Al mendili sil gözünden yaşını

Veremem seni yad ellere ellere
Kaşın gözün kirpiklerin sürmeli…”

Rabbim söyler en gerçek sözü
“Ol”derse deniz çöl,
Odunlar balık,ateş göl olur.
Yanında da Zeliha’nın gözü…

Adana!
Plakası sıfır bir
Cenneti andırır,
İçinden ırmaklar akan şehir!
Bereket yüklü Ceyhan ve Seyhan,
Verir Çukurova’ya can…
Uzun sürse de Toroslarda kış ve kar
Çukurov’ya ara sıra yağar
Çukurova beyaz altınla dolu bir ambar…
Bir aradadır ırmağı,kanalı,gölü denizi…
Bakmaya doyamazsınız,
Kamaştırır gözlerinizi.
Salınır Karacaoğlan türküsü bir uçtan bir uca,
Gelince ilkbahar,giyer bayramlığını Çukurova!

“Farımaz da deli gönül farımaz
Yaz kış Torosların karı erimez
Bir kız bana emmi dedi neyleyim
Artık bu dağlarda hükmüm yürümez.”

Yankılanır toroslarda,haksızlığı hak bilenlere karşı
İnce Memed’in sesi…
Dadaloğlu,Cenk şairi…
Haykırır,çok güçlüdür nefesi…
Yiğit biridir.
“Hakkımızda devlet etmiş fermanı
Ferman padişahın,dağlar bizimdir…”
Cenk olmadığı zamanlarda Dadaloğlu
Aşk şairidir:

“Şu yalan dünyaya geldim geleli
Severim kır atı bir de güzeli
Değip on beşime kendim
Severim kır atı bir de güzeli

Atın beli ince boynu uzunu
Kuru suratlısı elma gözünü
Kızın iplik iplik süt beyazını
Severim kır atı bir de güzeli

Atın höyük sağrı kalkan döşlüsü
Kalem kulaklısı çekiç başlısı
Güzelin dal boylu samur saçlısı
Severim kır atı bir de güzeli

At koşu tutmalı çıktığın zaman
Yalı kaval gibi yaktığı zaman
At dört kız on beşe yettiği zaman
Severim kır atı bir de güzeli

Dadaloğlu hile yoktur işimde
Yiğit olan görür düşünde
At dördünde kız on beş yaşında
Severim kır atı bir de güzeli.”

Bu türkü ağzımda sakızım
Hey gidi Dadaloğlu! Severim seni
Benim ruh ikizim…

Güzel, has bahçemizde güldür
Güzeli güzel yapan,ince bel tatlı dildir
Adana deyince Çukurova,
Çukurova deyince akla ilk gelen
Büyük usta Yaşar Kemal’dir.

Pamuk toplar Çukurova’da Güllü’m
İçtiği ayran,şalgam suyu,süllüm…
Uçuşur Çukurova’da kelebekler,
Adana kebabı lezzete lezzet ekler.
Yapılır Adana Yaylasının Koçundan…
İştaha iştah katar İçli Köfte,Şırdan…
Yüksük çorbası,Analı Kızlı,
Güzelliğini katar yemeklere Nazlı!
Hamiş,Karakuş,Muhlata,aşlama,
Ekşili Topalak,Karsambaç,Bici Bici…
Adana’nın kızları cici mi cici!

Görmek gerek Adana’nın Ulu Cami’sini
Taşır üç medeniyetin mimarsini…
Misis Antik Kenti’nin kurucusu
Hatırlamak gerek Truva kahramanı Mobsos’u.
Duymayan var mı Tekir Yaylasını,
Bir kere teneffüs etmek lazım havasını…
Güneyin incisi,Adana’m,bir tanem
Güzel yurdum,vatanım,Türkiye’m!
Termal kaplıcaları Yalova’nın
Eksik olmaz yaz,kış karı,
Nemrut Dağı Adıyaman’ın.
Karabük,Safranbolu evleri,
Hayran eder kendisine görenleri.
Her yeri bahçedir,bağdır
Tuz mağaraları:Iğdır.
Zap Suyu; Hakkari,
Haydin gidip görelim gari.

Bursa’dadır Uludağ,
Dikkat et,yoksa kalmazsın sağ.
Bursa’nın şeftalisi
Güzel insanlar ahalisi.

Lületaşının yurdudur Eskişehir,
İkiye böler Porsuk, küçük bir nehir.
Truva atı,Çanakkale,
Meryem Ana’nın evidir İzmir.
Hakim bir tepededir,
Ankara’da Anıtkabir.
Burcu burcu kokar Torosların yarpuzu,
Çok meşhurdur Diyarbakır’ın karpuzu.
Ege’nin boynunda altın zincir,
Aydın’da yetişir en ballı incir.

Gezdim Kütahya’nın içini,
Gördüm nasıl yapılıyor porselen,çini.
Pamuk gibi Pamukkale,
Gezin Denizli’yi bir görün hele.
Burada akar tarih denen nehir,
Ürgüp,Göreme,Peribacası ile
Dünyanın gözünü kamaştırır Nevşehir.

Erimez dört mevsim buzulu ve karı
Türkiye’in en yüksek volkanik dağı Ağrı…
Hayranlık uyandırır ruhlarda bu Allah yapısı,
Türkiye,Kafkasya,Orta Asya’yı
Bağlar birbirine Sarp Sınır Kapısı…
Zonguldak benim canım,
Kömür karası her yanım,
Helalinden kazanırım ekmek parası,
Yüreğimin akıdır kömür karası…
Erzincan…Can Erzincan!
Bakır işletmeciliği Erzincan’da
Katar ekonomiye can…
Düzenli şehir,
Mutludur Erzincan’da insan…

Bir doğa harikasıdır Munzur!
Bu vadide kurulmuştur
En büyük millî parkı Türkiye’nin.
Yağar buraya yağmurla birlikte nur,
Bulur insanlar burada sonsuz huzur…
Ovacık düzlüğünde kaynayan gözeler,
Vadi boyunca dökülen şelaleler…
İçinde değişik türde balklar,alablıklar
Vadide ayı,kurt,tilki,vaşak,çil keklik,kartal;
Akbaba,turna,üveyik,toy,bıldırcın…daha nice hayvanlar,
Oldukça kalabalıklar…
Yaz,kış,bahar…
Burada yaşar sakinleri vadinin…

Kahramanmaraş’ın kahraman dondurması
Adana nın dayısı,
Altın yumurtlar Malatya’da kayısı…
Amasya deyince ilk akla gelen elma,
Ezelden Kayseri’lidir pastırma…
Gül açılır oymak oymak,
Afyon’da yenir kaymak…
Elinde torun gezdirir dedesi,
Dumanı üstünde Kastamonu’nun kır pidesi…
Düşmana meydan okur yayası atlısı,
Göbek attırır doksan yaşında koca karılara
Gaziantep’in fıstıklı tatlısı…

Silifke’nin yoğurdu
Ah kız seni kimler doğurdu!
Karaman’ın koyunu,
Sonradan çıkar oyunu…
Giresun’da fındık,fıstık,
Islandı gözyaşıyla yastık…
Kazanırsın Manisa’da gücünü,
Bin bir derde devadır mesir macunu…
Bursa,Kulp,Diyarbakır’ın ipeği,
Aslan gibidir Sivas’ın kangal köpeği…

Antik Likya kenti Olimpos,
Antalya’nın batısında,
Kemer ile Adrasan arasında.
Yoktur dünyada Antalya’mın dengi,
Karlı tepelerden indikçe aşağıya,
Yemyeşil çam ve sedir ağaçları arasında
Görülür Akdeniz’in turkuaz rengi…
Bellerophon Likyalı bir kahraman,
Canavar Kimera ateş püskürüyordu ağzından.
Bellerophon atladı kanatlı atı Pegasus’un sırtına,
Savaştı canavarla ve onu burada öldürdü,
Ağlayan Olimpos halkını güldürdü…

Ülkemin üç tarafı denizlerle çevrili
Birbirinden güzel seksen bir ili…
Yüreğimde bir aşksın canım ülkem,
Güzel yurdum,vatanım,Türkiye’m!

Mehmet Cıngır
Kayıt Tarihi : 25.10.2015 22:36:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!

Mehmet Cıngır