|
İKİNCİ
OLAN ŞİİR |
| Dön
Kendine |
Dön Kendine
b/aşka çarem yok
.e
herkes bahçendeyken ben
/ nârında kalırsam
ateş midir yandığım
semazenleri döndüren rüzgar
kalbimde yıllanmış badelerden esince
hangi bahçelere yağmur taşırsın
hangi sözler sana saklanır
beni sen diye söyler dudaklar
yeni bir sözüm var
göğsümden yükselen seslerden başka
her nefeste bir zaman / mesel
ney'i fısıldasam kulaklarına
tercih'imde hep bir hicret bulurum
.d
bu aşk
eğri omzumda hiç kalır mı emanet
yaban ellere düşünce şiir
düşünce ellere yaban
göğe bir merdiven dayar
her bir basamağımda yerle bir olan
titrer çaresiz düşlerimde yitik
/ dudaklar
kan damlatır ayetten damarlarıma
binlerce yıldız avuçlarken beni
hüküm giydiren bu güneş başka
kırmızı kiremitlerden bir çatı çiz sen
elindeki dünya resmine
insanlar olsun rengarenk siyah
dön kendine
.e
bir rüya değilse aşk mıdır kanatları
bahçene yuva yapan kuşların
alıp götürsün beni
kör bir renge boyanmış okyanusların
hangi balık görmüş ki mavi olduğunu
saçlarımdan uzuyor intiharlara
kanatsız melekler gibi geçtiğim köprü
tövbesi yok dünyada pişmanlıkların
bir terazi kurulmuş omuzlarımdan
vaktiyim kıyametin
ateşini yakan dünyada / bendim
günahlarımın şeytan yareni
bir Ağrı yükselir mi azı dişimden
elimdeki nasırlar şahit ise duama
ay tutulsun gözlerim
buğu tutar camlar / iz bırakır bakışım
hangi yüzümdür bu aynalardaki
ey sırra kadem basan aşikar
tabirim caiz değil
göğsüme sığmayan şu harfsiz nokta
âh bilinse, bir
.p
damarlarımdan ıslanınca karanlık
hiç istemedi uyanmak rüyada ağlayan gözlerim
itiraf ettiğim inkar
aşk bir dumansız ateşle içimde kalsın
yaşatan nefeste bir aşkı yakan cehennem bendim
bir çok sözden kıskandığım dudaklar
dul kalan aşklarda bakir
öfkeleri dindiren bir söz bulunca
susma ‘dinle’!
sahip çıksın adın bütün dünyaya
muvahhit bir sevincin raksıdır hüznüm
bir’e kadar sayınca
oyuncaktır bu işte hayat
masum gözlerden bakan şeytana
misafiri dilenen ev sahibi kapılarsa
dilenir misafiri dilenci bir kapıda
.y
pamuk ipliğinden kopar sınırlar
iğne deliğinden uzanırken akşama
başlar
/ son nefesini vermeyen ölüm
iner gözlerine inceden sessiz
ve sen dönünce biter seninle başlayan ölüm
iner gözlerine inceden sessiz
son nefesini vermeyen ölüm /
başlar iğne deliğinden uzanırken akşama
pamuk ipliğinden kopar sınırlar
kapıda bir dilenci misafiri dilenir
kapılarsa ev sahibi dilenen misafiri
şeytana bakan gözlerden masum
hayat işte bu oyuncaktır
a.
bire kadar sayınca
muvahhit bir sevincin raksıdır hüznüm
sahip çıksın adın bütün dünyaya
susma dinle
öfkeleri dindiren bir söz bulunca
bakir aşklarda dul kalan
bir çok sözden kıskandığım dudaklar
bendim cehennem yakan aşkı bir nefeste yaşatan
kalsın içimde ateşle dumansız bir aşk
itiraf ettiğim inkar
gözlerim ağlayan rüyada uyanmak istemedi hiç
karanlık ıslanınca damarlarımdan
bir bilinse âh
göğsüme sığmayan şu harfsiz nokta
tabirim caiz değil
sırra kadem basan aşikar, ey!
hangi yüzümdür bu aynalardaki
buğu tutar camlar iz bırakır bakışım
ay tutulsun gözlerim
elimdeki nasırlar şahit ise duama
bir Ağrı yükselir mi azı dişimden
yareni şeytan günahlarımın
bendim dünyada ateşini yakan
vaktiyim kıyametin
bir terazi kurulmuş omuzlarımdan
tövbesi yok dünyada pişmanlıkların
geçtiğim köprü melekler gibi kanatsız
saçlarımdan uzuyor intiharlara
mavi olduğunu hangi balık görmüş ki
kör bir renge boyanmış okyanusların
alıp götürsün beni
bahçene yuva yapan kuşların
bir rüya değilse kanatları aşk mıdır
h.
dön kendine
insanlar olsun rengarenk siyah
elindeki dünya resmine
kiremitlerden kırmızı
çiz sen bir çatı
hüküm giydiren bu güneş başka
binlerce yıldız avuçlarken beni
ayetten damarlarıma kan damlatır
/ dudaklar
yitik düşlerimde çaresiz titrer
yerle bir olan her bir basamağım da
göğe bir merdiven dayar
yaban ellere düşünce şiir
düşünce ellere yaban
emanet kalır mı hiç
eğri omzumda
bu aşk
u.
tercih’imde hep bir hicret buldum
ney’i fısıldadıysam kulaklarına
her nefeste bir zaman / mesel
göğsümden yükselen seslerden başka
yeni bir sözüm var
dudaklar beni sen diye söyler
sözler hep sana saklanır
hangi bahçelere yağmur taşınır
kalbimde yıllanmış badelerden esince
rüzgar semazenleri böyle döndürür
üç kitap dolusu mektubunu aldım
herkes bahçendeyken ben
/ nârında kalırsam
ateş midir yandığım
b/aşka çarem yok
Dön Kendine
|
Osman GÜRSOY
Bu
şiir hakkında yorum ve eleştiri yapmak için tıklayın
Bu şairin diğer şiirlerini okumak için tıklayın |
|
ÜÇÜNCÜ OLAN ŞİİR |
| Mevlânâ'da Dirilmek |
Yangından geliyorum sırrı izhâr edemem
Kucağımda karanlık dizlerimde gölgen var
Solgun ay ışığında yollar ibrişim kadar
Bir dünya garibiyim gamı inkâr edemem
Kucağımda karanlık dizlerimde gölgen var
Her adım bir uçurum görüntüler hep tuzak
Ey aşkın gök sofrası menzilin çok mu uzak
Muradım, terki terktir hazar oldum çağrına
Tarifsizim tarif et ya Hazreti Mevlânâ
Acz ve fakr imbiğinde beni bırakma şaşkın
Karatay’da gül açar, cilveye başlar âhenk
Bir şavk düşer nâzenin, zerrelerde bin bir renk
Giza Ehramları’nda adı silindi aşkın
Karatay’da gül açar, cilveye başlar âhenk
Nev’eserden döküldüm, dertliyim dermanım yok
Rüsvay oldum âleme mücrimim fermanım yok
Cemâl cemâle geldim al beni kanadına
Gölgemden kaçtım sana ya Hazreti Mevlânâ
Bilmem ne kadar yıldır sabırla, tevekkülle
Ben o Leylâ’ya giden kervânın izindeyim
Ümmi ve mütehammil, niyazın dizindeyim
Buluttan süt sağarak çalıştım bir tek güle
Ben o Leylâ’ya giden kervânın izindeyim
Aşkın cinnet vaktinde gonca giymiş gül gördüm
Şevkin zimmet vaktinde kamu âlem kül gördüm
Mesnevi pınarısın ışıyan güne ayna
Ülfet inkılâbısın ya Hazreti Mevlânâ
Konya çarşılarında kim bilir hangi hallaç
Sabır adlı ustadan yarına umud taşır
Ferahfezâ nağmeler gelir bana ulaşır
Şeb-i Yeldâ’dan fecre, burçlar kanlı bir kırbaç
Sabır adlı ustadan yarına umud taşır
Zaman acımasızdır efsûnlu maskesinde
Umarsız bir akreptir iğnesi ensesinde
Mâsivâdan fağfursun kubbeler dolu mânâ
Bülend-âvâz bir nursun ya Hazreti Mevlânâ
İnce Minâre’de taş Hâmûşan’da kabir mi
Yeşil kubbe’ye konar göğün gizli ordusu
Gergefinde cezbenin başlar semâ coşkusu
Larende’ye uçan kuş Belh’ten gelen muhbir mi
Yeşil kubbe’ye konar göğün gizli ordusu
Ham ervah ûzletime, postnişîn nehâr olsun
Aşka pervaz eyleyen hep kuşlar konar olsun
Simurg’un kuytususun dal budak saldın cana
Hızır- İlyas suyusun ya Hazreti Mevlânâ
Benden dügâh isterler ben çârgâhtan söylerim
Taşar kader tasından dertli ruhum sendeler
Mecâl yitik, zaman dar, susmayın hanendeler
Vehmin alacasında ben ferâhtan söylerim
Taşar kader tasından dertli ruhum sendeler
Cezbe aksi sedâdır kâinatı râm eder
Mihnetin naz burcunda dünyamı haram eder
Tutuşmuş pervaneyim kül olsam çerâğına
Gülabdan peymaneyim ya Hazreti Mevlânâ
Bu ses nây mı firak mı feyzin nevâ sesi mi
Rast yanar hicâz kanar cezbe incizab olur
Bir sonsuz tenhâlıkta sîneler rebâb olur
Rast yanar, hicâz kanar, cezbe incizab olur
Firâkımın nârından, gayrı hemdemim yoktur
Boynumdaki günahtan, özge mahremim yoktur
Teşrinler çarşısında seni sordum zamana
Sırtımda alev gömlek ya Hazreti Mevlânâ
Surdan bir ırmak ömrüm, zeval sanki var gibi
Şems’in yanık sesinden geceler üryan olur
Secde secde bin tekbir âlem mihriban olur
Hasret perde ardında kesret taş duvar gibi
Şems’in yanık sesinden geceler üryan olur
Her ân’ın izdüşümü rehindir birbirine
Zaman yok ki geçeyim birinden diğerine
Dönüyorum burcunda yanan gökler âşinâ
Gök-muştusu ekinsin ya Hazreti Mevlânâ
Tennûre kanatlarla semâzenler seferber
Ağırdan kudüm sesi ne yerde ne gökteyim
Lokmamı kırka bölüp kutbunda dönmekteyim
Zevk ölür, neşve biter ufuklar seni özler
Ağırdan kudüm sesi ne yerde ne gökteyim
Gülgûn sessizliğimde, bulutlar basar beni
Yeşil sorguçlu kuşlar, ışığa asar beni
Bir ulu ırmaksın sen ulaşsam pınarına
Can- beden Selçukyasın ya Hazreti Mevlânâ
Dil dalgın, gönül yorgun her akşam gün batımı
Gümüş renkli bir günün devrildiği yerdeyim
Yeni bir nefha için beş vakit seferdeyim
Ebabil ve başı dik, çöle sürüp atımı
Gümüş renkli bir günün devrildiği yerdeyim
Evvel olan evveldir dağın ardı tan yeri
Kör bir bakış kadar kör, gezdim durdum serseri
Çavlan kesilmiş hicran, zerreden âsumâna
‘Şeb-i Arus’ ne zaman ya Hazreti Mevlânâ
|
Yaşar BAYAR
Bu
şiir hakkında yorum ve eleştiri yapmak için tıklayın
Bu şairin
diğer şiirlerini okumak için tıklayın |
|
MANSİYONLAR (Alfabetik
sırada) |
| Şems’le Tanışma |
Ey can-ı cân ‘dinle’,
Ney bu aşkın derdini söylemeden çok önce,
Ben sarhoştum seninle!
Hoş geldin ey naz, nazenîn,
Hane-i dîl senin, dîl senin, dîldar senin.
Dilsiz, kelimesiz, sessiz,
Söylenen her mısra,
Alınan nefes senin.
İşte bak,
Aşıkların sultanı diz çöktü önünde,
Fenaya bir yolculuk dilersen,
kan da emrinde ten de.
Bilirsin ey yâr,
Hâr senin, bahar senin, gülbehâr senin,
Dîde senin, dâr senin, dîdar senin..
Ben Celaleddin, Şemsî
“Be” ile içerim aşk şarabından,
Her yudum bir leyla, her şarab bir aşk-ı remzî,
“La” derim,
“Celal”e gelir rabb-i meşrık ve mağribî
“İlla” derim, dirilir kalkar yeryüzü mezarlığı
“Hu” derim, dalgalanır, coşar, köpürür canlar
Ney inler,
İki denizin kavuştuğu yerde “İllâ” derim,
Huşyâr olur can
İlle de yâr der,
Gökler şaha kalkar sarhoş,
Yeryüzü sema eder
Alem hayran mesnevi söyler,
Arap acem cümle cihan mesnevi dinler.
Ey yâr der mesnevi,
Hal senin, makam senin, fena senin,
Semâhâne-i dünyadan kanat çırpan
Can senin.
Ben Celaleddin, Belhî, doğumum 1207
Seni bilmeseydim ey Şems,
Yakmasadın kalbimi
ne alem beni bilirdi, ne ben alemi…
Şimdi, sesin Semerkand’dan da duyulur Belh’den de
Elbet alem de sensin, ben de
Ey aşk-ı perende
Şems de değildir adım, Celaleddin de
Sen ‘ateşsin ben rüzgar’
Adımız “aşk”tır, hakikat-i halde.
İşte budur aşk-ı ezelî,
Kameri de döndürür Şemsi de
mevlevî mevlevî..
Hacet yok başka söze ey yâr bilirsin
Bağ senin, bağban senin, can senin.
Sözden kelimeden öte aranan mana senin.
Ben Celaleddin, Rûmi,
Akar giderim meyhaneden, meyden, serden,
Dilsiz, kelimesiz, sessiz,
sözler söylerim,
Kimse bilmez, sırr-ı ezelden.
Yıllardır sürer feryadım, gizliden, neyden…
Serr senin, sera senin, sır senin
Irkın dilin dinin adı yok
Göründüğün her aynada sevdiğim can senin.
Sensiz varlıktan dem vurmaya icazet yok
Rumuz senin, Rum senin, Rûmî senin..
Can senin, canan senin, yâr senin.
Hey söyle demirci,
Mevlevi dergahından mıdır bu nağmeler
Ne der demirci dükkanından yükselen çekiç sesi,
İlk sondadır diyor sanki,
Öyleyse bil ki sevgili,
Sarhoş senin, agâh senin, huşyâr senin,
Cana can katan alemde yarla visal senin.
İlk Sondadır
Öyleyse dinle,
Bir semazenin kalbi semaya kanat çırpmada,
Ney sesi yükselmede derûni
Şeb-i Aruzdur artık,
Aşkla coşkun hüzün mevsimi,
Yani, vecd,
Yani aşk,
yani sınırsızca kucaklayan bir şefkat
Mevlana, Şems yani,
yani ölüler diyarını şaha kaldıran sema
kayıtsız şartsız sevenin ismi
yani
Mevlevi, Mevlevi, Mevlevi..
|
Ayşegül BÜTÜNBAŞ
Bu
şiir hakkında yorum ve eleştiri yapmak için tıklayın |
|
MANSİYON |
| On Sekiz Bin Kanatlı Mimber |
Rab'den emir gelince o minik örümceğe
Ruhumun girişine geldi ördü ağını
Görünce o perdeyi aklım döndü geriye
Demek ki,eritirmiş bir mum demir dağını
Mağaradan çıkmıştım da nereye gidecektim ?
Ne bir menzilim vardı,ne de bekleyenlerim
O çöl sıcaklarında buz kesmişti her yerim
Kerbela'nın günahı bile böyle değildi
Bu öyle bir suçtu ki, önünde şeytan eğildi.
Yüzüme kapanmıştı bütün kapılar bir bir
Ana,baba,arkadaş hepsi yalan olmuştu
Bende yıkılıyordu tuğla tuğla her şehir
Granitte boy veren çiçeğim de solmuştu
Benim bütün ailem yosunlu duvarlardı
Sönmüş fenerlerime yalnız onlar ağlardı
O kurşun gözyaşları yüreğimi dağlardı
Umut ekili bahçem şimdi talan olmuştu
Ana,baba,arkadaş hepsi yalan olmuştu
Yüzüme kapanmıştı bütün kapılar bir bir
Beni anlatıyordu yarım kalmış her şiir.
Nur üstüne nurmuş,son kapının ilerisi
Ney'miş bütün kainat,gürültüymüş gerisi
Çok cefa çekmiştim çok,bu günahım için ben
Sayamadım kaç kere yakıldım meydanlarda
Toprak almadı beni,kabul etmedi kefen
O kırmızılar var ya,kanımdı fermanlarda
O, ne hışımdı öyle,yoksa Mansur ben miydim ?
Kabil'in beynini kemiren o ur ben miydim ?
Dükkan dükkan sattım da alan olmadı beni
Öyle ya,kim alırdı bu kurtlanmış bedeni
Yedi evrenin sonunda Arş'ı Ala varmış
An geldi mi Azrail'e de bir sala varmış
Yollarım bitmişti,çıkacak son can gibiyken
Aslanın pençesine düşmüş kurban gibiyken
Bin yıllık cinayette parlayan kan gibiyken
Bağdat'ın ortasında soyulmuş kervan gibiyken
Akrebin zehrinde gizli derman gibiyken
Yıldırım'ın başında esen hüsran gibiyken
Karıncaya yenilmiş bir Süleyman gibiyken
İnancından dönecek bir müslüman gibiyken
Saatini kaybetmiş dul bir zaman gibiyken
Kömüre bile hasret bir buhurdan gibiyken
Dişlileri dökülmüş çarkı devran gibiyken
Örtüsünü arayan Ebu Süfyan gibiyken
Gel dedin Husameddin,her nasılsan öyle gel
Sırtındaki o yükle,elindeki pasla gel
Ruhundaki çamurla,kalbindeki sisle gel
Bırak,uğraşma kalsın,alnındaki isle gel
Kim dönmüş ki sen de dönesin bu kapıdan
Ne kirleri temizledi bu efsunlu şadırvan
Sultanım,sultanım,benim nur yüzlü sultanım
Hem etim,hem kemiğim,hem canım,hem cananım
Bir zerre nur patladı,seni görünce bende
Yıldızlarla donandı o anda asumanım
Ya Hayy seni bulana her su ab-ı hayatmış
Seni görmeyen göze ova bile sıratmış
Korkulukların bile tutmadığı bu eli
Harabe Kabelerin Sultanı tuttu işte
Recm edilmiş canların,cananı tuttu işte
Veremli ekinlerin Lokman'ı tuttu işte
Eritti beynimdeki o demirden heykeli
Ateş ülkelerinin hakanı tuttu işte
Korkulukların bile tutmadığı bu eli
O şadırvan beni de,beni de ak pak etti
Bir çaputu aldı da burçlara sancak etti
Ben de içtim o meyden bir kaç yudum olsada
Beynimdeki heykelle ben de yok oldum bende
Şirktim kendi kendime,şimdi tek oldum bende
Bir Menat'tım çamurdan,gel gör Hak oldum bende
Eridi kemiklerim,kanıma karıştı hep
Ey aşk,bir hiçim kaldı ona da olma sebep
Artık geçmez baharım çiçeklerim solsa da
Ben de içtim o meyden,bir kaç yudum olsa da
Beyaz kirlenince adına siyah derlermiş
Her yıldız kayışında kuşlar eyvah derlermiş
Yedinin içindeki tüm devletleri gördüm
Hepsi de semahtaydı ve de büyüyorlardı
Herkülanyum'da kopan kıyametleri gördüm
Yedi ölüyü gördüm,yedi beden içinde
Yedi bebekli beşik gibi uyuyorlardı
Yedi cüceyi gördüm,bir cücenin içinde
Yedi bin yıllık o sed yıkılıyordu Çin'de
Birer asa olurmuş merhametle her mızrak
Elmas bile içinde bir damla su saklarmış
Her rüzgar bir Leyla'ymış ve Mecnun'muş her yaprak
Her nehir en dibinde bir pusuyu saklarmış
Ne hazineler mahkum o kırık testilerde
Çiğner de geçersiniz.ne gökler vardır yerde
An geldi mi sur çöker,neler neler gelip gider
Bir çocuğun eliyle bir zafer gelip gider
Yukardan bir gök düşer,bir fener gelip gider
Masalını kaybetmiş bir ejder gelip gider
Kalbindeki kurşunla bir asker gelip gider
Zaferine mağlup bir serasker gelip gider
Madenine darılmış bir cehver gelip gider
Camekanını kırmış bir mermer gelip gider
Kum Yıldızından Ay'a bir neşter gelip gider
Savrulur ihramlar,bir İskender gelip gider
İpeklere sarılı bir keder gelip gider
Bir kılıcın ardından bir Hayber gelip gider
Açılır pencereler,perdeler gelip gider
Sırtında cesediyle bir beşer gelip gider
Yanar ölüler şehri,bir makber gelip gider
Bülbülden gülepdana bir haber gelip gider
On sekiz bin kanatlı bir minber gelip gider
Sultanım,sultanım,benim nur yüzlü sultanım
Sende gördün sevgiyle sünger olurmuş her taş
Çekermiş kuyudaki bütün kirli suları
Bir kaplumbağa nasıl yenermiş orduları
Bitince kalbindeki o kabuklaşmış savaş
Hem etim,hem kemiğim,hem canım,hem cananım
Sultanım,sultanım,benim nur yüzlü sultanım.
|
Bülent BEYHAN
Bu
şiir hakkında yorum ve eleştiri yapmak için tıklayın |
|
MANSİYON |
| Şeb-i Arus |
Vuslat gecesinde ney akar zaman döner
Akar nice Âlemler Asuman döner
Bir devri Âlemdir döner durur Kâinat
Akar kubbeden mesnevi Mevlana döner
Narin kubbelerde derin bir mâna döner
Ney in ateşten sesi bir ummana döner
Döne döne akar ateşten bir mesnevi
Pişer çiğler hamlar gülde Mevlana döner
Bilsen şu semada nice güneşler döner
Hayat olan nice kızgın ateşler döner
Vuslattır ölüm şeb-i arus gecesinde
Yunus lar Mevlana lar Tebriz-i Şems ler döner
Susar zaman inler ney tennureler döner
Ateşler yakmaz olur pervaneler döner
Bir dönüştürki Âlemle bir olur Mevlana
İnler neyler kudümler divaneler döner
Göremezsin zaman içinde zaman döner
Anlamazsın mekân içinde mekân döner
Kubbeden süzülen bu mesnevilerden
O büyük aşkı resmeden semazen döner
Sanma semada sadece semazen döner
Yürür Kâinat zamanla mekân döner
Döne döne akar gider kudüm rebap ney
Uçar giderde bir kervan bin kervan döner
O gül bahçesinde gül ile çemen döner
Meşrebi aşk olan biricik canan döner
Zerreden kürreye hükmeder aynı kudret
Aynı ahenk aynı düzenle mizan döner
Ol dergâhta din dil ırk değil insan döner
Ol dergâhta umut aşk ile ihsan döner
Ol umut dergâhında susar bütün diller
Ol vuslat gecesinde hep aynı lisan döner
|
Erensoy GÜLBABA
Bu
şiir hakkında yorum ve eleştiri yapmak için tıklayın |
|
MANSİYON |
| Rûmî |
Serpildi zümrüt sözlerin Rûmî,
Dağıldı billur âyine.
İnlesin gece!
Nehirler boyunca ney…
Gümüşten kumaşlar dokur ay yine.
Ve Şems sevdalar tutuşturur.
Şem yanar, kudüm çalar,
Döner devran -Ne çâre!
Destegül perişan, tennûre harâp
Leylâ içimdedir, aşklar benimle.
Yüreğim elemde âh!
‘Gel’ de, geleyim ‘gel’ de!
Nerde yeşil güneşler, geçti gün?
Kim kimin tilmizi şimdi,
Kim kimin yerinde?
Elinde yıldızlar tespih tanesi,
Semâlar kat kat örtü üzerinde.
Dönsün pervâneler!
Dilin zikrinle çerağ, çevren hâle
Yüzünde gül izleri, göğsünde lâle.
|
Hasan ÇAĞLAYAN
Bu
şiir hakkında yorum ve eleştiri yapmak için tıklayın
Bu şairin
diğer şiirlerini okumak için tıklayın |
|
MANSİYON |
| Dergâhına Geldim |
Vicdanını yitirmiş bir çağın insanıyım ben
Her yerden kovuldum
Kör bir bıçak gibi yollara sapladım kendimi
Irmaklara karışıp aktım denizlere balıkların ölümü oldum
Bulutlara karışıp çıktım göklere: toprakta kuraklık oldum
Yüzümde bir utanç ağaçların gövdesinde büyüyen bir çürük oldum
Koparılmış bir yara gibi dolaştım durdum yeryüzünde
Her yerden kovuldum
Dergâhına geldim hatır gönül bilmedim
Yolcuların peşine düştüm de geldim
Endülüs, Hindistan, Zagreb, gezdim dünya âlemi de geldim
Bozkır ortasında yemyeşil bir fikrin gölgesinde döner dünya
Herkes başka bir dil başka bir ses başka bir insan
Konuşurken börtü böcek gece ve örümcek
Konuşmalar içinde simsiyah bir leke oldum
Kimseyi suçlamadan baktım ceplerime bu ilk değil
Ceplerimde yanılgı, ceplerimde anahtarlık ceplerimde
Tahtanın ve nemim bildiği bir şeyi sır diye taşımışım
Herkes gibi yaşadım
Kötülüğü alkışlamadığım her günü zafer bildim
Böylece dünyanın ve çağımın en güzel zalimlerinden biri olmuşum
Bu oluşumdan yani bu mutsuzluğumdan kurtulmak için
Kendimden, gölgemden ve gölgelerden kaçtım
Dergâhına geldim demir çarık kırık asa
Boş bir heybe hoş bir gönülle değil
Heder edilmiş bir ömür kırık bir yürekle geldim
Gerilmiş bir ipin üzerinde geçerken ömrüm
Kem sözler etmişim bilmeden
Dostlarımı üzmüşüm, üzülmüşüm,
Kuşlar düşürmüşüm sapan taşıyla
Karıncalar incitip kırlangıçlar küstürmüşüm
Suları bulandırmışım durduk yerde
Durduk yerde bir oyunbozan olmuşum
Hiçbir oyunda yer bulamamışım kendime
Dergâhına geldim yeterinden çok incinmişliğim var
İnsan taraflarımı atarak derin kuyulara
Atlara binip kaçtım kendimden evvelimden kaçtım
Aç ve çıplak insanlar arasında Mogadişu’da rastladım kendimi
Herkesin teni siyah fikri apak karlar kadar beyaz
Benim tenim beyaz fikrim kara bir gece gibi dikildi önüme
Kendimden, gölgemden ve gölgelerden kaçtım
Kendime yeni bir dünya yeni bir hayat kurmak için
Dergâhına geldim
Geldim ama geçemedim köprülerden, sulardan uçurumlardan geçemedim
Vazgeçemedim şirin gözüken yardan, dostun açtığı yaranın öfkesinden
Ne anadan ne yardan ne de kendimden geçtim
Yine de geldim gelmeye yüzüm olmasa da geldim
Gezdim dünya alemi de geldim
Bir sözün peşine düştüm de geldim
“gel ne olursan ol yine gel”
Bu toprak şu gökyüzü şahidim olsun ateş ve su: hiç olmadan
Bütün kavimlere bütün çiçeklere yalanlar söyledim de geldim
Yaşadığım yangınlar içinde bir İstanbul bütün yollar çıkmaz sokak
Kendi içimde gidecek bir yer bulamadım dergâhına geldim
Bir bahar bir şenlik bir şölen var bozkırın ortasında
İki hece var dilimin ucunda içimde çoğalan bir şey var
İçimde bir deniz içimde ırmaklar, içimde bir yol ve bir yolcu
Düştüm yollara son peygamberin yolcularına karışmak için
Dergâhına geldim
İçimde azalan bir üzüntü çoğaltır beni
Yazsam şu kalem kırılır mürekkebi utandırır denizleri
Şu beyaz sayfa tutuşur kül olur gül olur
Külleri Fırat’a savrulmuş Mansur olur
Bir yer var herkesin bir olduğu bir yer
Karun’un kul Ahmet’e Kölenin efendiye
Padişahın keloğlan’a üstünlüğünün olmadığı bir yer
Bir yer var bütün kapılar açık her şey gül ve gönül üstüne
Ölüm bile düğün gibi gücüm yetse de anlatsam
Söz tükenir yerin ve göğün ar damarı çatlar
Herkesin yoldaş bildiği bir yolcu
Kim demiş evvel zaman içinde yaşamış diye
Aklımın toynaklarında doru atları durduran
Mevlana değil mi? Ney’in sesinde öfkemi kıran
Mevlana değil mi? Her gönülde yeri her türküde sözü
Her milletin sinesine bir gül bahçesi kuran Mevlana değil mi?
İnsan bu seda ile insan yaprak böyle yeşerir
Kuzular böyle meleşir yağmur böyle düşer toprağa
Böyle çiçeklenir çiğdemler çimenler sular böyle durulur
Gömgök göklerde yürür döner Hu çeker dervişler
Döner dünya, mevsimler döner, vakit döner
Muvakkitler çıldırmış akrep yel kovan gibi döner
Ümmiler Mesnevi okur sağırlar işitir dilsizler konuşur
Ağaçlar, kuşlar konuşur taşlar konuşur
Söz döner dolaşır Efendisini bulur:
( Ben hâcetler kıblesiyim
Gönlün kıblesiyim ben
Ben cuma mescidi değilim
insanlık mescidiyim)
|
İbrahim GÖKBURUN
Bu
şiir hakkında yorum ve eleştiri yapmak için tıklayın |
|
MANSİYON |
| Semâzen Şelâle |
“Bizim varlığımız da yokluktur.”
Mevlâna
Sen yoğ isen
A ş k o l m a z.
Ben ki tüterim âşikâr bir ağuda
Zehirli gömleğini giydiğim
Seni sevmek, kaç kez ölmektir
Yüzyıllardır bir çığ altında?
Âh elleri iyi eder Mesih
Elleri
Bir b ı ç a k güzellemesi gibi inen
İflah olmazlığına kalbimin.
Âşıklığım d e l i m e c a z
Yol üşütür, bahar kısa
Düş sarnıcı kızlar bir anlasa
Varlığın muhabbet mushafı
Yokluğun n a r efendim
Uyanırım Mesnevi’nin çiçek kokusunda
Uyanırım narına.
Kışkırtıcı vâridem! Nefesi Hızır
Nice aşkın âteş-i mugânı
İçindeki içimdedir, içimde içindekiler var
Ocağına sürerim içimdeki beni
Ah beni… gözlerinden siyahçığana sürgün eden beni
Bu ağır ceza, bu ağrı
Bilirim aslında şifasızdır.
S e n y o ğ i s e n
Her yer gurbet
Üveyikler uçabilmez
Küheylanım yorulur.
S e n y o ğ i s e n
Moğol ateşi coşar
Çiçek açmaz iğdeler
Kıraç göğsünde bozkırın.
A ş k o l s u n e f e n d i m
A ş k o l s u n
Dinmeyen bir şey var içimde
Can dökerim ışığının fitiline
Güllerine can suyu
Gönlüm ki, uzağında devrik şâh
Yanında s e m â z e n ş e l â l e.
“ben dönerim
gökler döner...
ben uçarım
gökler uçar...”
|
İsmail KARAKURT
Bu
şiir hakkında yorum ve eleştiri yapmak için tıklayın
Bu şairin
diğer şiirlerini okumak için tıklayın |
|
MANSİYON |
| Selamet Otağı |
Tutunup göğün tennuresine
Dön dünya dön
Yıkansın günahları öpen eteklerin
Pervaneler giyinsin devran soluğunda
Müphem suretlerinde kara kelebeklerin
Ey gözümüzün ziyası, ey!
Gel ve çağır selamet otağına
Gül vecdinde gebe düştü can
Bülbül şivanında dile düştü can
Baht tacını hükümsüz kıldı dilhan
Gel
Yalınayak olsa da umutlar
Çeşm-i şuanla kanatlanır yollar
Alazlanır mavisinde yangının
Şafağın şakaklarında yankın
Gönül terin diriltir Ankayı
Atlas kanatlarında şavkın
Şeb-i Arus’da nasip çağlar an/ın
Gel
Can dibeğinde hara döndü devran
İsyan sesinde dara döndü devran
Uçarı bir telaş ilişmiş tebessümüne
Çağlar ötesinden gül sunumu yüreğine
Nağmeler sermiş yoluna neyin nalân özü
Yokluğun seferindedir sözü
Uzayınca dergâhına
Çığırlar destesinden ses verdiğin kavşak
Delip faniliğin zırhını
Diriltiyor canları
Kıraç toprak da gönül büyüten başak
Gel
Yıldız şavkında biçare güldü cihan
Işk odunda küle güldü cihan
Sinemizde hoyrat dünya
Hisarlar boyu dizelenen arzular
Ömür geçidinde yelden yele düştü
Arzulara kanat olup uçtu da
Çevgan gönül elden ele düştü
Elsiz kalınca çağrına düştü
Bu gök kulakları mefluç bu şimşek
Ağarmış perçemde kırılan bu rüzgâr
Şems’in eteklerine bezeli bahar
Bulutlarda parçalayıp buhranın dilini
Yıkıyor aşkı neyin inleyen bestesi
Kazanlarımızda umut türküleri
Firkat giysisinde aşkımız kaynar
Sağ elin çağlara
Sol elin ukbaya akar
Can canana kapanan perde
Perdeleri ötelediğin yerde
Akça kelebekler ağdı kapına
Akışa durdu ahenk avuçlarında
Taraçalandı sevdamız ırayınca şahikana
Kesretin labirentine dolandı
Ey gözümüzün ziyası dön otağına
Bizi de bul ruhumuzun karanlık surlarında
Gözlerinde çerağ ellerinde dua
Arala kapımızı Ya Hazreti Mevlana
|
Nimet USTA ÖKSÜZ
Bu
şiir hakkında yorum ve eleştiri yapmak için tıklayın |
|
MANSİYON |
| Asya'nın Kandili |
Yürek yangınlarına yağmur yağar yüceden
Acı, diken misali gülün kalbine batar
Rahmet deryası akar bir ufacık heceden
Körlerin çarşısında ahmaklar ayna satar
Yürek yangınlarına yağmur yağar yüceden
Denizler kurusa da, bozkırlarda gül açar
Uzanır sere serpe ayışığı geceye
Asya’nın kandilleri Anadolu’ya göçer
Lisanlar suskun kalır esrarlı bilmeceye
Denizler kurusa da bozkırlarda gül açar
Hislerin kıyamında dağılır yaslı gönül
Mevlana diyarında açar yediverenler
Aşk denen zımparayla parlar da paslı gönül
Huzurun gölgesinde aşka gelir erenler
Hislerin kıyamında dağılır yaslı gönül
Mesnevi sofrasında doyurulur gönüller
Açılsa gönül gözü menzil aşığa yakın
Bahçeler eyler düğün açınca gonca güller
Gönül ordularından yüreklere var akın
Mesnevi sofrasında doyurulur gönüller
Aczimin giryesidir kirpiklerime değen
Diriliş muştusunu yakın eyler şafaklar
Ne büyük mürebbidir nefsin boynunu eğen
Bana nasihat verir şakaklarımda aklar
Aczimin giryesidir kirpiklerime değen
Yoluna revan oldum gayri yoktur dermanım
Bülbülün kanadında göklere değsin ruhum
Adıma düzenlenmiş yücelerde fermanım
Limanını kaybetmiş taifeyim, güruhum
Yoluna revan oldum gayri yoktur dermanım
Vuslata giden yolda çatladı sabır taşı
Postnişin’in postunda kâinat döner durur
Bu dünya gurbetinde dinmez gözümün yaşı
Suyunda durulanan yürekte kalmaz gurur
Vuslata giden yolda çatladı sabır taşı
Gece sabaha teslim ikliminde düşlerin
Sevdanın yangınında kül oldu saraylarım
Aydınlığı müjdeler seherde gülüşlerin
Şeb-i arûs misali mevsimlerim, aylarım
Gece sabaha teslim ikliminde düşlerin
Her Mecnun’un gönlünde bir Leyla vardır elbet
Gönlümüzdeki Leyla bil ki sensin Mevlana!...
Dağların menzilinde bir yayla vardır elbet
İçimizdeki yangın nasıl dinsin Mevlana?...
Her Mecnun’un gönlünde bir Leyla vardır elbet
Mesnevi pınarından doldurduk tasımızı
Ezanların nağmesi yol aldı yıldızlara
Söz mülküyle bezedik gönül atlasımızı
Işığını değişmem altından yaldızlara
Mesnevi pınarından doldurduk tasımızı
Düşer aşkın üstüne bir güvercin kanadı
Kapkara bulutların suyunu emer toprak
Kıyaslanmaz dünyayla ukbanın saltanatı
Erenler dergâhında dalından düşer yaprak
Düşer aşkın üstüne bir güvercin kanadı
İblisin pususuna yetişir süvariler
Kuytulara bırakır ışığını dolunay
Çarmıh görür düşünde yaralı havariler
Yüreklerden yüreğe açılır koca saray
İblisin pususuna yetişir süvariler
Bir vehmin gölgesinde bir vakit ben de hamdım
Cam kırığı karıştı can kırıklıklarına
Metanet kazanında hem piştim hem de yandım
Gönül nasıl dayansın aşk burukluklarına
Bir vehmin gölgesinde bir vakit ben de hamdım
Her dem açıktır kapın ya Hazreti Mevlana!..
Seneler acı çeker, asırlar seni özler
Tevazu iksiriyle sultan oldun zamana
Göklerin yangınında yollar yolunu gözler
Her dem açıktır kapın ya Hazreti Mevlana!..
Issız dünya çölünde yoluna revan olduk
Yağmalansın mülkümüz, savrulsun küllerimiz
Yunus Emre misali ballar balını bulduk
Mesnevi’den beyitler okusun dillerimiz
Issız dünya çölünde yoluna revan olduk…
|
M.Nihat MALKOÇ
Bu
şiir hakkında yorum ve eleştiri yapmak için tıklayın
Bu şairin
diğer şiirlerini okumak için tıklayın |
|
MANSİYON |
| Mevlânâ İle Hasbihal |
I
Ne kendime sahibim, ne tümden âzâdeyim,
Kays’ın ıssız çölünde gamlı harâmzâdeyim,
Bir müjdeyim deryada bazen de cezâdayım!
Ey Gönüller Sultânı, kemâli gerçek aşkın,
Şu dünya gurbetinde boz bulanık bir suyum
Mühürlü yüreğimle aklım bigane, şaşkın,
Kaçınılmaz gerçeğin gayesiz yolcusuyum.
İşte tüm saltanatım, işte çorak kâinat,
Bir güç ki yalpalıyor, geçen zamana inat !
II
“Sûret sûretsizlikten” olmuşken bu âlemde!
Müminin çilesi var kâğıtta ve kalemde,
Şems ile hemhâl olup, Mecnun’laştığım demde!
Ruhlardaki kıvılcım bir ney’in sedâsıdır,
Sanki bir harlı güldür cihânları mest eder .
Bu ne beklenen vuslat bu neyin vedâsıdır,
An olur, zaman durur, kulu kula dost eder.
Seyreder seni Yezdan özünden öz bilerek,
Dostu Rab için kazan gözyaşını silerek !
Gör halini hadi gel, kâinat tefekkürde
Muhteşem mucizeyle zerreler tezekkürde,
Her inilti tılsımlı bir bestedir şükürde!
Mevcûdun gayesiyken nefsime hükümdârlık,
Aynasıdır Mevlâ’nın, sevgiyle yaratılan,
Mânâsını insanla kazanırken her varlık,
Vahdetin birliğidir zerrede aratılan.
Bilgelikte gizliymiş şeref ve imtihanlar,
Yaratanı bilmeyen “hâl” dilinden ne anlar !
Gönül Kâbe kapısı anahtarı sabırda,
Şefkatin tecellisi mutlak olan o “bir” de,
İhtişamla aşarsın yokuşları kabirde.
O en güzel kapıya tertemizler adanmış,
Dünyaya boyun eğme hepsi birer iltifat.
Eşya murat değildir murat eden aldanmış,
Berrak sular gibi ol, çelişkini kaldır at .
Sen ki yaratılmışsın her suretin delîldir
Pazarlar pazarında gafil olan zelîldir!
Kalp Allah’ın elçisi, mahcup olursun kırma,
Bir sarı çiçektir o, toprağından ayırma
Rızâsına talipsen, öfke ile haykırma!
Hoşgörü meydanında kulun kalbi ezilmez,
Kibrini kaftan eden bu sarayda rezildir.
Horladıkça insanı, hakîkâtler sezilmez,
Dürüst gören gözlerin şavkı sebil sebildir.
Birlik olmayan yerde dâima nefret vardır,
Husûmet ağacının meyvesi âşikârdır!
Kamaşmasın gözlerin solarsan vefayla sol!
Affetmek hünerdendir sen inciye derya ol,
Kuşat tüm kâinatı bütün gönüllere dol,
İki iken “bir” olup, zulmün başını vursan,
Mânâ bulsan çoklukta, koşulsuzca severken,
Berzah gibi gerilip zalime karşı dursan,
Bahtiyârlık bulursun, kendinden çok överken.
Câna köşk olan ruhun o zaman mağrur olur,
Kulu mağdur edense, ebedi mağdur olur!
III
Nedametim sonsuzken en umutsuz andayım,
Bazen kendime dönük bazen de cihândayım,
Kargülü’yüm, mücrimim ben de imtihandayım
Olduğum gibi gelip, aşk içinde yanarak,
Baş koyarken bu yola cesedimden vazgeçtim,
Kendi özüme dönüp nasibime kanarak,
Hikmet pınarlarından avuç avuç nur içtim.
Huzurun kendisiyken kapanmayan pencere,
“Gel” dedin işte geldim, göğsümü gere gere!
Hâk için, Hâk'ka dair yürek sunmaya geldim,
Dergâhında ruhumu aşka banmaya geldim,
Pervaneler misali “bir”le dönmeye geldim!
IV
Dünya orucu bitti, bitti intizârımız
Ölümle iftar ettik menzilimiz yüceler,
Âriflerin gönlünde kuruldu mezârımız,
Yâr ile bütünleştik mana doldu heceler
Çok şükür vuslattayız, gündüz oldu gecemiz,
Ayrılıklar biterken, çözüldü bilmecemiz!
Hasretin yayılırken neyzenin nefesinden,
Hoş geldin gönlümüze asırlar ötesinden,
Hoş geldin mavi ışık gerçek aşkın sesinden !
|
Sevim YAKICI
Bu
şiir hakkında yorum ve eleştiri yapmak için tıklayın
Bu şairin
diğer şiirlerini okumak için tıklayın |
|
MANSİYON |
| Dergâh |
Bir ulu dergâhın bendesi oldum,
Senin virdin “sevda” olsun dediler…
Dedim ki: Emek gerek,
Kolay mı yol beklemek,
Ki sevmek, yanmak demek…
Dediler bir ağızdan:
Tut ki surette tamsın
Yan ki pişesin, hamsın,
Sevda mektebine talebe oldum
Senin dersin “vuslat” olsun dediler
Dedim: Var iken canan
Ondan ayrı değil can
Birdir mekan ve zaman…
Dediler bir ağızdan:
Gönlün geniş değilse,
Sana yar olmaz kimse…
Sohbet bahçesinin bülbülü oldum,
Senin hissen “sükût” olsun dediler...
Dedim: Emek vereyim,
Gösterin ki göreyim,
Gonca güller dereyim…
Dediler bir ağızdan:
Gül dermesi gereken,
Yetiştirsin bin diken…
Gönül kalesine muhafız oldum,
Senin rütben “ölüm” olsun dediler…
Dedim: Can mı gerektir,
Can bedene direktir,
Candan maksat yürektir…
Dediler bir ağızdan:
Korkup saklanma gülüm,
Yokluk değildir ölüm…
Gönül ikliminin göçeri oldum,
Senin yaylan “gece” olsun dediler…
Dedim: Düşlere yazık,
Dağlar heybemde azık,
Gönül yorgun, yol bozuk…
Dediler bir ağızdan:
Gece gönül süsüdür,
Düşler çığlık sesidir…
Sevda otağına misafir oldum,
Senin aşın “hüzün” olsun dediler…
Dedim: Sonu yılgınlık,
Yola düşmek çılgınlık,
Kâr etmiyor olgunluk…
Dediler bir ağızdan:
Yürek denen bu taşı,
Yumuşatır gözyaşı…
Dönülmez yolların yolcusu oldum,
Senin yönün “gurbet” olsun dediler…
Dedim: Bu bir hiledir,
Yol beklemek çiledir,
Gurbet yarsız sıladır…
Dediler bir ağızdan:
Sıla gurbet olur mu?
Seven yalnız kalır mı?
Kaçak uykuların gecesi oldum,
Senin düşün “vuslat” olsun dediler…
Dedim: Uyku firarda,
Akıl düşü yorar da,
Gönül durmaz kararda…
Dediler bir ağızdan:
Vuslat düşü yorulmaz,
Gönle hesap sorulmaz…
Vuslat pazarında bezirgân oldum,
Senin mülkün “hicran” olsun dediler…
Dedim: Medet yarenler,
Gece gözsüz görenler,
Yol gösterin erenler…
Dediler bir ağızdan:
Bizde öğüt mü biter,
“Ya tahammül ya sefer!
|
Talat ÜLKER
Bu
şiir hakkında yorum ve eleştiri yapmak için tıklayın
Bu şairin
diğer şiirlerini okumak için tıklayın |
|