FERYAT ŞİİRLERİ

FERYAT ŞİİRLERİ

Nihat Behram

Kalbini taşırken harcadığın kuvvet
ufacık elleri olan bir devin çırpınışlarıymış,
o dev ki: mızraktan yağmurlar altında dolaşarak
bileklerini incecik yasemin saplarına alıştırmış

Demek ki, seninle tanıştırdığım sihir
arpaların, kozaların, peteklerin,
..

Devamını Oku
Aşık Sefai

Feryat figan arsa çikar
Garip daglarda bu gece
Bülbülün dili tutulur
Viran baglarda bu gece


Kurtla kuzu güden yolcu
..

Devamını Oku
Ruhsati

Elinden dad ile feryat
Aman güneş başlım aman
Kara bulut gibi çökmüş
Yaman siyah saçlım aman

Siyah benler katar katar
Bana cevreyleme yeter
..

Devamını Oku
Ruhsati

Nice feryat ettim nice ağladım
Bir dem yâri bana taktırmadılar.
Ateş aldım yüreğimi dağladım
Encamı bir ocak yaktırmadılar.

Gözleri sürmeli yanağı kiraz
Yüzünü görmeğe kasteder her gez
..

Devamını Oku
Aşık İsmail Daimi

Gene bir efkara duş oldum candan
Güller feryat eder matem ayında
Bülbül kare bağlar bağı gülşanda
Dallar feryat eder matem ayında

Katre olup enginlere çağlanan
Pervaneler gibi nare dağlanan
..

Devamını Oku
Neşet Ertaş

Açma zülüflerin yellere karşı
Senin zülfün benim telim değil mi
Bülbül feryat eder güllere karşı
O yar benim gülüm gülüm değil mi

Sallama saçların sende bulunsun
Azrail misali canım alırsın
..

Devamını Oku
Ahmet Haşim

Soğuk bir kış günü, karanfil almak için çiçekçi dükkânına girdim. Tatlı bir yaz hararetiyle ısıttırılan bi yerin havası, nibâti usarelerin hafif, sert ve yeşil buğulariyle dolu idi. İstediğim çiçeklerin destelenmesine kadar, bana gösterilen sandalyede oturdum. Mes`ut bir insanın hayâl evi gibi, iklim, mevsim, yer ve zaman dışında meyl ve hevesin arzu edebileceği her türlü renkte otlar, yapraklar ve çiçeklerle dolu olan bu âdeta sihirli dükkânda sessiz bir hayat ile nefes aldığı hissedilen karanlık yapraklı, bodur bir hurma ağacından başka hiç bir şeyle meşgul olmadım. Hayâlim, sanki âciz bir sinekti ve nebatî örümcek onu birden ağlarında avlamıştı. Hareketsiz duran haşin ağaca baktım ve düşündüm: Bir limonlukta hapsedildiği için, uzaklarda kalan diğer hemcinsleri gibi, öğle güneşlerinde sıcak toprağa gölge salamayan, yağmurlarda ıslanamayan, fırtınalarda sarsılmayan, semayı, yıldızları, ayı görmeye görmeye unutan şu ağaç, bulunduğu köşede acaba mes`ut muydu? En hakîr ottan, en muhteşem çınara kadar her nebatın muhtaç olduğu hava ve ışıktan, kuş ve böcek ziyaretinden mahrum olarak, bu ağacın soba harareti ve insan nefesiyle yaşamaktan mes`ut olabileceğine hükmetmek için kendimce makul bir sebep bulamadım.
Nebatların zekâsı hakkında büyük Maeterlinck`in anlattığı akıllara hayret verici müşahedelerden sonra, bir ağacı mes`ut veya muztarip tasavvur etmekte hiç bir garabet kalmıyor. Varlıkların sükûtuna aldanmamalı! Muztaripler yalnız ‘‘muztaribim’’ diye bağırabilenler değildir. Bilinmez niçin, acıya hayat katan kudret, insandan başka hiç bir mahlûka acının sırrını açıklamak imkânı vermemiştir. Her mahlûk, hayatın kanlı yollarında, boynuna geçirilen ve sesini boğan bir ağır ‘‘sükût’’ zincirini sürükleyip yürüyor. Hiç bir beygir, hiç bir arı, hiç bir sinek, başının ağrıdığını veya midesinin bulandığını bize söyleyememiştir. Fakat bu cinsten bir ıztırabın gözü, başı, ağzı olan bir mahlûka yabancı olabileceğini sanmak ne merhametsizliktir. Rüzgârlı, karanlık gecede, bahçenin ağaçları, vahşi gürültülerle hışırdıyor; bu ağaçların niceleri kırılan bir dalın yarasiyle kanıyor, niceleri gizli bir böceğin zehiriyle için için ölüyor, niceleri can çekişmekte, niceleri anlaşılmaz acıların kıskacına yakalanmış, kıvranmaktadır. Fakat bunu hiç kimse bilmiyor, çünkü rüzgârlı, karanlık gecede hepsi aynı gürültü ile sallanıp hışırdıyor. Çöllerin serbest bir ağacı iken, ırsîbir terbiye ile, yavaş yavaş ateş kenarında yaşamaya mahkûm uyuşuk bir kedi zilletine indirilmiş, bu şimdi çiçeksiz, meyvesiz, aşksız ağacın her dokusu, duyulmak için ağız ve sesten başka bir şey istemeyen bin karanlık feryat ile dolu olduğunu pek muhtemel gördüm.
Dar saksıya gömülen kısa kütükten çelik süngüler gibi fışkıran yapraklar, korkunç bir ıztırap ile gerilmiş büyük bir elin bana doğru uzanan sert parmakları gibi göründü ve demir kafes arkasında yatan hasta arslanın sıtmalı, büyük, sarı gözlerini andıran nebatî gözlerle, mahbus ağacın bana bakmakta olduğunu, tüylerim ürpererek düşündüm.

Gurebâhâne-i Laklakan
..

Devamını Oku
Yusuf Hayaloğlu

Şu dağların yamacına
Sende mi savruldun hey can
Anaların acısına
Sende mi kaydoldun hey can
Fırtınaya bağır açtın
Kuş musun sanki be hey can
Yıldırma değip geçtin
..

Devamını Oku
William Blake

Annem feryat etti, babam ağladı
Bırakıldığım tehlikeli bir dünyaydı
Aciz, üryan ve zırlayan
Sanki buluta gizlenmiş bir şeytan

Babamın ellerinde debelendim
Kundağımda savaş verdim
..

Devamını Oku
Şakir Alimoğlu

Bir seherde uyanınca uykudan
Kara haberini aldım sıladan
Her taraf kesildi kapkara zindan
Feryat, feryat, feryat

...............Kara yazmış yazımızı yaradan
...............Kopardı gencecik gülü dalından
..

Devamını Oku