Bir Kış Meseli Şiiri - Enis Batur

Enis Batur
60

ŞİİR


14

TAKİPÇİ

Bir Kış Meseli

Vur, vur, o an toparlanır
katı düş, sis:
Bir gül yarasıdır kılıcın
eriyik gözde açtığı.

Mevsim bitiştirir siyah lekeleri
birer halka gibi kör zincire,
ki kılıç
bir yara daha açar düşe, vu
..........
..........

Enis Batur
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Metin Solak
    Metin Solak

    Ben sevmesemde serbest diye bir şiir türü var tamam kabulde, yahu bari burda şu satır sonlarında cümleyi tam ortasından bölmeseler bari ne olur. Ya arkadaşlar resmen okuma işkencesi çekiyorum. Hele hele bazıları bu konuda nerdeyse kelimeyi bölecek el insaf. Yukardaki şiiride okurken bu cümle bölmelerinden öyle sıkıldımki şiirin tamamını okumdan yorumu yazıyorum...

  • Harun Tokucu
    Harun Tokucu

    Beğenmedi butonuna basan arkadaşlar,,bu gün pazar hepinize günaydın öğretmenler gününüz kutlu olsun,güzel şeyler düşünelim düşünelimki kötü fikirlerle yürekler nasırlaşmasın..onlara beni eleştirdikleri için teşekkür ederim
    ve bu günün anısına bir şiir daha patlatıyorum vur dünyanın dibine dibine.......anlayan anlayacaktır anlamayan kırmızı butona basacaktır...Sürüden Biri Gibi

    Hüzünlendim
    Akşamın karanlığı çöktü yine
    Aydınlığın üzerine çöktüğü gibi,,
    Ömürden giden gün telaşası
    insanları sürüklüyor
    gecelerin tuzakladığı iğrenç eylencelere,
    Unutmak için ölümün ağır pençesini
    Kaçıyorlar sahtenin eşliğine,
    Başım dönüyor
    Düşündükce giden zavallı günlerimi
    Derisine varana kadar her şeyi alınmış
    Koyun sürüleri! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! !
    ! Anlamak çok zormu?
    Gerçeklerle yüzleşmek yüzleşebilmek!
    Karın tokluğunda sürüden BİRİ GİBİ
    Ne gecedeki parlayan yıldız
    Nede karanlıklardaki kabus
    Umrunda değildir......
    Bıçağın gırtlağına deydiği ana kadar,
    Titriyorum TİR TİR düşünmeliyim
    Kader ağlamaksa ağlıyorum işte
    Üşüyorum ısıtacak ne bir dost
    Nede bir armağan
    Yapayalnız donuyorum,,
    Donuyorum gecelerin soğukluğundan
    Gündüzün ışığı neye yararKİİ
    Hergün ölüp dirilesi YAŞAMAKTAN
    Heeey hatt bu nasıl yaşamak
    Koyun sürüleri gibi boyun eğip katlanmak.
    Uyanık tilki güler zavallı halime
    Sırtımdan hançerleneceğimi! benden önce sezer,
    Adı kaderse bende bir köleyim iştee..

    geç deme seç adam gibi seçki koyunlarda yıldızlara bakar! kızarmış bir öğünlük sofralarda..SÜRÜDEN BİRİ GİBİ

    Harun Tokucu

  • Onur Bilge
    Onur Bilge

    Bir Kış Meseli

    Vur, vur, o an toparlanır
    katı düş, sis:
    Bir gül yarasıdır kılıcın
    eriyik gözde açtığı.

    Mevsim bitiştirir siyah lekeleri
    birer halka gibi kör zincire,
    ki kılıç
    bir yara daha açar düşe, vur,
    vur, toparlanır uykumun
    eş soluğu.

    Bir kış sabahı, buğu ve tütsü,
    'deniz kıyısında bir çöl
    ülkesi'ne yol, at terkisinde
    bulanık bir bedevi kimliği
    geliştirir savruk bellek, kar
    arttırdıkça arttırır sabahı.

    Uzun, zorlu göç! Ben ki kim
    olmaktayım gün, gece, bitsin
    gün ve gece, daralsın soluğum
    bir umman kafeste!

    Vur, o an toparlanır
    katı düşün bağrında
    kesintisiz sürgün yazısı;
    vur ve soğumadan gönder:
    Kim bilecek kim olduğumu.

    Enis BATUR



    EY EĞİTİM FEDAİSİ!


    Kara kış, kara cahillik gibi bastırmış vaziyette… Kar, güneşin doğmasını, sabahın olmasını güçleştirmekte… Her adımda ayağına dolanmakta ve seni hedefinden alıkoymaya çalışmakta… Bu bir misaldir. Bir benzetme… Bir örnek…

    Vur! Kara kışa vur! O cehalete!.. O zaman aklı başına gelir ateistin! “Bizi uzaylılar yarattı…” demekten vazgeçer de Rabbini bilir. Be salak! Uzaylıları kim yarattı? Eğit onları, öğret! Kılıçtan keskin kalemin o cahillerin kör gözlerini O/Nur’a açsın! Senin vurduğun yerde gül biter!

    Bu zaman, âhir zaman… Öyle çok ortalık karıştıran, fitne fesat çıkaran var ki! Cehaletin kara damgalarını tertemiz, bembeyaz beyinlere vuruyorlar. Zavallı evlatlarımızın kanlarına giriyorlar. Al eline silgiyi ve öylesine temizle ki tüm havatırı, pırıl pırıl olsun beyinler, eskisi gibi! Sonra da ayet ayet yaz, hadis hadis yaz ki kılıç kesmez, ateş yakmaz birer eren olsunlar! Vur! Vur cehaletin kara boynuna Hakk’ın kılıcını! Kıvılcımlar çıksın! Uykudan ağır o gaflet uykusundan uyandır, elinin erdiğini, gücünün yettiğini! Yeni birer soluk ver onlara… Hayat ver!..

    Hani bir kış sabahı erkenden kalkmışsın… Semaverin buğusu cama vurmuş… Bir de tütsü yakmışlar sobanın üstünde… Kızarmış ekmek kokusuna karışmış… Ninen deden Hacca gidecek… Gülsuyu kokuyorlar. Deniz kıyısındaki o Mübarek çöl ülkesine… Zamane ne bilsin Hac nedir! Ne bilsin nasıl kokar Mekke Medine! Yüce İslam Peygamberi’ni herhangi bir bedevi sanır. Bir tanısa… Bir bilse… Kara cahilliğinden utanır!..

    Kar diz boyudur hani… Araba gelecek ya nasıl gelecek? Sabırsız bir bekleyiş, kahvaltı sonrasında… Yolcuların tası tarağı çantasında… Derviş hırkası sırtlarında… Kar artıkça artmakta… Sabahın zoru da katlanmakta… Kar dahi kara cahilliğinden utanmakta…

    Etraf yavaş yavaş aydınlanmakta… Aydınlık kara vurmakta, çoğalmakta… Camdan dışarıya, yollara bakan gözler kamaşmakta… Uzun bir yolculuk başlamakta…

    Eğitim fedaileri de çıktıkları o uzun yolculukta azimle ilerlemekte… Kim onlar? Canlarını iyiliğe güzelliğe, doğruluğa dürüstlüğe adayan görevliler… Yapmakta oldukları meslek, Peygamber mesleği… Yaşadıkları gün ve gece nihayetinde… Aydınlık ve karanlık… Amaçları hep gündüz yapmak geceleri de… Ne çıkar bir daha günü veya geceyi göremez olsalar? Eğitim seferberliğinde, bu uçsuz bucaksız ummanda ders anlatmaktan nefesleri tükense, ciğerleri daralsa, bu kutlu yolda, bu yüce ideal uğruna, birer mum gibi çevrelerindekileri aydınlatmak için eriyip yok olsalar ne çıkar? Vazife şehidi olurlar! Herkese nasip mi? Ne güzel!..

    Vur! Vur öğretmenim, vur! Ellerin gümüşlensin!.. Vur cehalete cehalete!.. Düş sanılan Varlık nedir, nelere kadirdir, bilsinler!.. Vurdukça güller açsın karanlıklar O/Nur’la aydınlansın!

    Anlat gerçekleri! Hakk’ı Hakikât’i anlat!.. Sürgünden sürgüne sürüklen de, yemyeşil sürgünler fışkırsın kurumaya yüz tutmuş yüreklerden! Vur Tevhit mührünü kalplere! Kızgın demirlerle damgalarcasına sinelere vur o mührü! Ver o iman ateşini gönüllere ve soğutmadan mezun et!

    Sen bir öğretmensin! Neler yapabilirsin! Fakat ne yazık ki kimse bilmiyor değerini! Ben de bir şairim… Çağının tanığı… Kim bilecek değerimi? Neler yapabilirliğimi…

    ***

    Şiiri ve maksadını anlamamış değilim. Dilediğim gibi yorumlama hakkımı kullanmak istedim. Allah o cahilleri de bizleri de ıslah etsin!

    Şairlik, yazarlık bozarlık, ağalık beylik padişahlık… Hatta peygamberlik… Mevki, rütbe, makam… Bunlardan üstün bir makam var ki o kulluk makamıdır!..

    Dünya bilimlerinin hepsi kabrin kapısına kadar… Allah’ın ilmi ve faydası sonsuza kadar!..

    Allah bizleri Resulullah Efendimizin yolundan ayırmasın! Rehberimizi karga etmesin!

    ÂMİN!..

    Onur BİLGE

  • Onur Bilge
    Onur Bilge

    ANTALYA’NIN İLK ‘ALTIN’ ŞAİRİ

    Antalya’nın ‘şiir’le tanışmasının 80’li yıllardan başlayarak dergiler, imza günleri ve söyleşilerle süreklilik kazandığına tanıklık ettim. Özellikle 90’lı yıllarda Akdeniz ve Kaleiçi Sanatevlerinin kuruluşuyla hızlanan bu tür ulusal etkinliklere 1996’dan başlayarak ulusal düzeyde nitelikli bir şiir şöleni eklendi: Büyükşehir Başkanı Sayın Hasan Subaşı'yla başlattığımız Akdeniz-Altın Portakal Şiir Ödülü ve Sempozyumları. Günümüze kadar 16 yıldır kesintisiz süren bu şiir etkinliklerinin ilk ödüllü konuğu Enis Batur olmuştu.

    Kentimiz Enis Batur’la 1995’te Belediye Kültür Salonu’nda verdiği ‘Akdeniz Uygarlığı’ üstüne bir konferansıyla tanıştı. Çok yönlü edebiyatçı kişiliğiyle kitapları daha o yıllarda Aziz Nesin ustamızı boy farkıyla(!) geçen şair, güzel sanatların her alanında yapıtlar veren bir kültür adamı olarak belirgindi: “Denemeci kimliğiyle Türkiye'nin ve dünyanın kültür ortamıyla hesaplaşıyor; kendi öğrenme, kurcalama merakının sonuçlarını okurlarıyla paylaşıyor; içinde bulunduğumuz ortamda bir insanın bir hayat projesi olmasının, bu projeyi sürdürmesinin koşulları üzerinde düşünüyordu.” Yayıncı kimliğiyle de 1970'den bu yana Türkiye'nin kültür ortamında çok şeyleri değiştirdi; YKY deneyiyle Türkçe kitap raflarına evrensel boyutlar kazandırdı.

    Melih Cevdet Anday’ın “Evliya sesi taşıyor”, Cemal Süreya’nın “Kimseye benzemiyor(..) Kendini kurmuş bir adam! Kale gibi.” diye tanımladığı Batur için Altın Şairlerimizden Ahmet Oktay’ın yargısı şöyle: “Bir zamanlar Ataç, kendisini yirmi dört saat edebiyat düşünen biri olarak nitelemişti. günümüzde böyle bir tanımı en çok hak eden şair-yazar Enis Batur'dur.” Çalışkan şairimiz Enis Batur’unsa ülkemiz koşullarında tespiti ilginç: “Yaptıklarımızın bugün pek az taliplisi olması, unutmayalım, doğru işler çıkardığımızın temel göstergesi.”

    Sayabildiğim kadarıyla kitaplarının sayısı 120'yi bulan Enis Batur’un, geniş ilgi alanıyla içinde bir ‘merak böceği’ beslediği söylenir. “Türkiye hiçbir döneminde aydına iyimser ya da olumlu bakış açısıyla bakmadı. Aydını bir ukalaya indirgemeye çalıştı, oyunbozan olarak görmek istedi” diyen Batur, bu konuda pek iyimser değil: “Ne zaman aydın yenilir ya da mazlum durumuna girer, o zaman ona arka çıkılır”

    Türk gencini, “birinci kata çıkmak için, yedinci kattaki asansörü zemine çağırıp bekleyen kişi” olarak tanımlarken kimi gençlerden beklentisini de vurgular: “Benim, benim gibilerin dönemi kapanıyor artık. Sizleri arasıra silkelemekten öte bir yararımız olamaz bundan böyle. Kolektif düzlemde 30 yıldır verdiğim savaş bana çok şey kattı, bireysel düzlemde. Yapabileceğim kadarını gene yapacağım şüphesiz, ama enerjimin çoğunu iç yolculuğuma ayıracağım. aramızdan ortam, bağlam, alternatif atmosfer oluşturma işine soyunanlar çıkarsa katkımı esirgemem.”

    Ülkemizde, ‘disiplinli ve yazarak düşünmeye adanmış yaşamıyla, şark zihniyetine sahiden yabancı biri’ sayılan Enis Batur, lirik şiirler ve deneysel metinlerin yanısıra 1996’da yayımladığı büyük epik projesi ‘Opera 1-4004’le Altın Portakal Şiir Ödülü’ne değer görülünce ödül töreni ardından gündeme gelen ‘sempozyum’ düzenlemesi de gelenekselleşti. Her şairin ödül alan yapıtı odağında tüm şiir varlığının bildirilerle değerlendirildiği bu sempozyumların ödülün ülke çapında saygınlığını pekiştirdiği bir gerçek. Ve bu gelenek 2014 Martında 17. Altın Portakal Şiir Ödülü sahibi ilk Antalyalı şair Şükrü Erbaş’ın ‘Bağbozumu Şarkıları’ odağında Şiir Sempozyumu'yla sürecek.

    ALINTI

  • Harun Tokucu
    Harun Tokucu

    Gerçekliğin duyguların köreldiği yerde hayat sarhoşluğu başlar
    Vur vur şişenin dibine dibine vurki kim bilecek kim olduğumu elbette (Meyhane Şarkısı Olsun)

    birileri bilecektir tabiki hayat sarhoşu olmayan birileri vur davulcu davulaaa duyduk duymadık demeyinn,duyunda birde ben vurayım dünyanın dibine,,,,,,,Meyhane Şarkısı Olsun

    Hüznümün faturası canımın
    Acılar kemirir bedenimi kanımın
    Alkolun arkadaşlığı karanlığımın
    Rantcılardan adı meyhane şarkısı olsun

    Sevgisiz ev kültürümden kaçtım bara geldim
    Paranın gölgesinde sahte bakışlı cana geldim
    Kandırılmış kons'lara bakıp sevgi almaya geldim
    Pezevenklerden uzak adı meyhane şarkısı olsun

    Kadın köleliğinin başlangıç adresi kimsesizler yurdu
    Ağlama duvarında acıları unutmanın başka versiyonu
    Kimbilir ne derdi vardı garibimin kapitaller onuda vurdu
    Tuzaklardan insanlıktan uzak adı meyhane şarkısı olsun

    İki köle bir olunca samanlık seyran olsun demem o ne ki
    Mutluluktan uzak bataklıkta yok olan insanlıktır bu ne ki
    Hayatın ağır yükü omuzlarda hayat sarhoşudur o kim ki
    Tetikcisi alkolden uzak adı meyhane şarkısı olsun

    Bira şisesi geri dönüşüme kazandırılırken çöpler dolu
    Bir pet şişesi kadar değeri olmadıki sarhoşların sonu
    Kazandırılmak istenmedi bir can. gerçek yaşama doğru
    Altın vuruşlardan uzak adı meyhane şarkısı olsun..

    Harun Tokucu

TÜM YORUMLAR (5)