AVRUPA ŞİİRLERİ

AVRUPA ŞİİRLERİ

Alper Gencer

Ortadoğu'da bütün güç dengeleri; israil'in can güvenliğini sağlamak ve iran'a düşmanlık beslemek üzerine bina edilmiştir. çünkü iran, siyonizmin ırkçılık olduğunu alenen deklare eden bir ülkedir ve siyonizm, ırkçılıktan da öte bir pisliktir! bugün mısır'da, yemen'de, tunus'ta adeta bir metastaz gibi birinden ötekine sıçrayan halk ayaklanmaları, siyonizmin beslediği diktatörel kalelere karşı açılan birer savaştır. bu savaş, derinliğini onbinlerce faili meçhul cesedin doldurduğu bir zengin-fakir uçurumundan domurmuştur.



israil ve amerika, İslam hareketinin büyümesinden endişe ettiği için ortadoğu'da demokrasiyi sekteye uğratmış ve burada seçimle iktidara gelecek Müslümanların önünü çeşitli monarşi ve oligarşilerle kesmek istemiştir. bu irili ufaklı ülkeleri bir yandan boğazına kadar borçlandırıp, öte yandan senelik yardımlarla destekleyerek kendilerine bağımlı bir hale getirmiştir. bu bahsettiğim ülkelerin diktatörlerine bakacak olursanız, halkları yoksulluktan kıvrandığı halde, her birinin milyar dolarlık kişisel serveti göze çarpar. bu satılmış adamların avrupa ve amerika'da şatoları, evleri, otelleri, arsaları, çeşitli bankalara dağılmış paraları vardır. insan onurunu ve haysiyetini ayaklar altına alan bu adamların bunca malı mülkü vardır ama yatacak yerleri yoktur!


..

Devamını Oku
Nazım Hikmet Ran

Fevkalade memnunum dünyaya geldiğime,
toprağını, aydınlığını, kavgasını ve ekmeğini seviyorum.
Kutrunun ölçüsünü santimine kadar bilmeme rağmen,
ve meçhulüm değilken güneşin yanında oyuncaklığı, dünya inanılmayacak fadar büyüktür benim için.
Dünyayı dolaşmak, görmediğim balıkları, yemişleri, yıldızları görmek isterdim
halbuki ben yanlız yazılarda ve resimlerde yaptım avrupa yolculuğumu mavi pulu asyada damgalanmış birtek mektup bile almadım.
Ben ve bizim mahalle bakkalı ikimizde kuvvetle meçhulüz Amerika'da
..

Devamını Oku
Veysel Çakır

İşte Cevabı
Ortaçağ zihniyeti halen taşır Avrupa
İnsanlığın utancı, melun faşist Avrupa

İstanbul'un fethini, yediremez Avrupa
Malazgirt acısını, sindiremez Avrupa

..

Devamını Oku
Esin Ege

İnsanlık tarihi kadar eski dememden kasıt sömürgecilik döneminde Afrika kıtasından Amerika ve Avrupa ya köle ticareti adı altında başlayan göç bu gün sadece şekli ve içeriği değişmiş olsa da göç yüzyıllar da geçse özde anlamını yitirmemiş ve göçmenleri göç ettikleri ülkelerde yabancı bir anlamda da sığınmacı tiplemesinden uzaklaştıramamıştır.
Önce emek sonra beyin göçü veren ülkelerin ekonomilerine kısaca her alanda gelişmişlik düzeylerine bakacak olursak gelişmeleri göç alan ülkelerin ekonomilerinden geride kalmıştır. Durum böyle iken beyin ve emek gücüne dur diyememişlerdir. Emek göçünün büyük dalgalar halinde yaşandığı altmışlı yılları bizzat yaşamadığım büyüklerimizden ve yazılı kaynaklardan incelediğim üzere bir furya halinde başlayan emek göçü kendi yağınla kavrulan Türk toplumun tam ortasına öyle bir düşmüş ki belki önüne geçilmek istense de dev dalgalar halinde büyümüş ve kar topunun yuvarlanması ile dev bir çığa dönüşmesi şeklinde olmuştur. O dönemde her kez için göç tek çare olmuş ve hızla büyük yığınlara ulaşarak kısa zamanda Türkiye ‘ nin tüm illerine yayılmıştır.
İlk giden kitleler yabancı ülkelerde en zor ve en çetin şartları olan hatta o ülkenin insanlarının yapmasına razı olunmayan işleri yapmışlardır. Yapmak zorunda bırakılmışlardır çünkü bir kere ev köy mal mülk satılmış ve yaban ellere gidilmiş dönülmek olmaz dönülürse köyde ki eş dost akrabaya alay konusu olmak vardı bu şartlarda başa gelen her şeye boyun eğildi ve göçün acımasız şartları ve getirileri sineye çekilerek yabanda yeni hayatlar kuruldu. İlk giden gruplar kendi örf ve adetleriyle uzun yıllar yaşadılar bir kısım kesin dönüş yaptılar halen kalanlar ve halen hayatta olanlarda yine kendi örf ve adetlerini devam ettiriyorlar ama ilk günlerdeki yaşadıkları da hatırlamak bile istemiyorlar. Onlardan ve yabanda doğan ilk yeni kuşak ebeveynleri gibi örf ve adetlere bağlı olamadılar ama tam olarak da dışlayamadılar. Çünkü bambaşka bir dünyada bambaşka bir örf ve adetin içinde sadece anlatılarak bir şeyler verilmek istendi.
Bu ilk yabanda doğan nesil belki en zorunu yaşadı. Çünkü sadece evde anne babadan anlatılanları dinlediler; adetleri, gelenekleri, dinlerini hep ebeveynler anlattı ve onlardan sadece böyle olunması istendi. O dönemlerde kitle iletişim araçlarından en etkilisi olan tv uydu yayınları yoktu. Bu çocuklar evlerde hep bunları dinlediler oysa sokağa çıktıklarında gördükleri hayatlar adetler gelenekler ve din bambaşkaydı,sonuç da iki toplum iki kültür iki din iki millet iki vatan arasına sıkışıp kaldılar.
Ben bu grubu göç den en kötü etkilenen grup diyorum çünkü doğru yada yanlış insanın bir taraf da olması farklıdır doğru yada yanlışın tam ortasında olması bambaşkadır.
İşin en entresan tarafı birinci kuşak doğan Türkler, Avrupa ülkelerinin hiçbir zaman hedefi olmadı. O dönemlerde Türk milletini tam olarak algılamayan Avrupa bizlere sadece emekçi gözüyle baktı,ne tam sahip çıktı ne tam ilgisiz kaldı onların amacı ilk doğan grubun çocukları yani ikinci kuşak gurbetçiler olarak tayin edildi. Çünkü sonuçta bu grup bir şekilde Türk kültür ve tarihine dinine çok da uzak değildi, içtiği suda, yediği ekmekte,ruhunun derinliklerinde Türk topraklarının parçaları vardı ve bu grubu asimile etmek zor olacaktı. Bırakın bildikleri gibi yaşasınlar mantığını güttüler ve yakın tarih de gelecek olan ikinci kuşağa kucaklarını sonuna kadar açtılar,sebep ise iki toplum arasında sıkışmış insanlar bu çocuklara hiçbir şey veremeyecek ve bu çocuklar Avrupa ruhuna çok daha çabuk asimile edilecekti. Uzan vadeye yayılmış ama kalıcı ve etkili bir yöntemdi bu.
Şimdi Avrupa ülkelerinin caddelerinde gezerken karşılaştığımız gençlerden başlarında örtüleri olmaz ise kaç tane kızımızı gerçek bir Avrupalı kızlardan ayırt edebiliyoruz.
..

Devamını Oku
Tekin Bekar

Hilale sövmektir, Türk'e hakarettir bu duruş.!
Birliğiniz karakteriniz etmez bizde üç kuruş..!
Görüyorum ki yüzünüz olmuş buruş buruş...!
EVET zoruna mı gitti Avrupa, HAYIR'a yorma Avrupa! ! !

Birleşmeniz den doğan Veled-i Zina Hollanda.!
Babası beli değil acep kim var Koynunda..!
..

Devamını Oku
Yusuf Önder Bahçeci

Avrupa sevdası imandan eder,
Kısacık ömürde gözyaşı keder,
Umutlar tükenir cân olur heder,
Avrupa sevdası imandan eder.

Avrupa diyerek yola çıkanlar,
İslamı bırakıp yoldan çıkanlar,
..

Devamını Oku
Berzan

Vicdani reddin kökenlerini Ortaçağ'da ilk olarak orta Avrupa feodal beyliklerinde bulmak mümkün. O dönemde çeşitli Hristiyan tarikatları feodal beylerle anlaşmalar yapıp, bir çeşit 'savaş vergisi' ödeyerek üyelerini ordu hizmetinin dışında tutuyorlardı. Bu durumu gerçek anlamıyla vicdani red olarak tanımlamak mümkün değildir; zira, reddetmek denen insani yeti hiçbir çağda bedeli para ile ödenen birşey olarak ortaya çıkmamıştır. Bu çizgiyi ilk terkeden ve feodal rejimin ya askerlik hizmeti ya savaş vergisi dayatmasına karşı ilk radikal çıkışı gerçekleştiren Almanya'daki 'Wiedertaeufer' tarikatı, Katolik kilisesinin kışkıtmasıyla kanlı bir şekilde bastırıldı. Sonrasında 18. yüzyılda Ingiltere'de, dini inançları nedeniyle şiddet kullanmayı, askerlik yapmayı ve vergi vermeyi reddeden 'Quaker' tarikatını görüyoruz. Quakerler gerekçelerinin açıklığı ve tavırlarındaki tutarlılıkla ilk vicdani retçiler olarak adlandırılabilirler.

Vicdani retçilerin 20. yüzyılda ilk kitlesel çıkışı 1. Paylaşım Savaşı sırasında Ingiltere'de gerçekleşti. Savaşa çağrılan binlerce insan savaşa katılmayı reddettiler, 3.000 tanesi hapse atıldı. Bu çıkıştan sonra 1921 yılında Ingiliz retçilerin önemli bir bölümünü oluşturduğu WRI (War Resisters' International - Uluslararası Savaş Karşıtları) kuruldu. WRI daha sonra yerel savaş karşıtı örgütlerin ve vicdani red örgütlerinin uluslararası çatısı haline geldi.

Vicdani red hareketi 1968 ve sonrasında bütün Avrupa'yı sarstı. Avrupa devletleri vicdani red hakkını '70'lerin ortasından başlayarak tanımaya başladılar. '80'lerin başında Yunanistan ve Türkiye dışında bütün Avrupa ülkelerinde vicdani red hakkı tanınmış durumdaydı. Ancak vicdani red hakkı 'sivil hizmet' zorunluluğuyla birlikte elde edilebildi. Silahlı hizmet yapmak istemeyen insanlar gene zorunlu olarak ve çoğunlukla askerlikten daha uzun bir süre hastane, okul vb. sosyal birimlerde çok düşük ücretlerle hizmet etmeye zorlanıyorlar. Batılı liberal devletler bu yasal düzenlemeyle Avrupa vicdani red hareketinin büyük bölümünü yönlendirmeyi başardılarsa da, bugün, hem askerlik yapmayı hem de sivil hizmet yapmayı reddeden insanlardan oluşan 'total red' hareketi Avrupa, Latin Amerika ve Afrika'nın çeşitli ülkelerinde sürmektedir. Bu tavır devletin birey üstündeki hiçbir tasarrufunu kabul etmemesi ve uluslararası savaş düzenine her ne biçimde olursa olsun hizmet etmeyi reddetmesi ile radikal savaş karşıtlığının gerçek taşıyıcısı durumundadır.
..

Devamını Oku
Refik Kutlu

Özümüzü aldılar
Bizi meçhule saldılar
Aradı kılıf buldular
O Avrupa o Avrupa

Sıkışınca gel dediler
Kızışınca el dediler
..

Devamını Oku
Mehmet Tevfik Temiztürk

Avrupa; medeniyet, Hakla yakınlaşmaktır,
Avrupa; beraberlik, Rab ile dayanaktır…

Avrupa, bilim demek vicdan, merhamet demek,
Hakk’ı anlatmak için demokrasiyle yürümek…

Avrupa eşitliktir sevgi düşüncesidir,
..

Devamını Oku
Ali Kemal Taşcı

Ma’şuk sandık, sevdik seni, gafilce ser-âpâ,
Meğer nankör imişsin, göz çıkartan Avrupa.

Kaç haçlı seferinde tuş eylemiştik seni,
Kalleş pehlivan gibi, kıspet yırtan Avrupa.

Yunus’ça geldik sana, sen istedin ki Yavuz,
..

Devamını Oku