Acılara Tutunmak

Hasan Hüseyin Korkmazgil
81

ŞİİR


105

TAKİPÇİ

Acılara Tutunmak

Acı çekmek özgürlükse
Özgürdük ikimiz de
O, yuvasız çalıkuşu
Bense kafeste kanarya
O, dolaşmış daldan dala
Savurmuş yüreğini
Ben bölmüşüm yüreğimi
Başkaldıran dizelere
Kavuşmak özgürlükse
özgürdük ikimiz de
elleri çığlık çığlık
yanyana iki dünya
ikimiz iki dağdan
iki hırçın su gibi
akıp gelmiştik
buluşmuştuk bir kavşakta
unutmuştuk ayrılığı
yok saymıştık özlemeyi
şarkımıza dalmıştık
mutluluk mavi çocuk
oynardı bahçemizde
aramakmış oysa sevmek
özlemekmiş oysa sevmek
bulup bulup yitirmekmiş
düşsel bir oyuncağı
yalanmış hepsi yalan
sevmek diye bir şey vardı
sevmek diye bir şey yokmuş
Acı çektim günlerce
Acı çektim susarak
Şu kısacık konutlukta
Deprem kargaşasında
Yaşadım bir kaç bin yıl
Acılara tutunarak
Acı çekmek özgürlükse
Özgürüz ikimizde
acılardan artakalan
işte o bakışlarmış
kuğu diye gözlerimde
gün batımı bulutlarmış
yalanmış hepsi yalan
savrulup gitmek varmış
ayrı yörüngelerde...

Hasan Hüseyin Korkmazgil
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Hasan Hüseyin Afşin
    Hasan Hüseyin Afşin

    Adaşın olmak gurur verici büyük şair
    Cokgüzelbir şiir gercekten.

  • Sumaya Redzeplari
    Sumaya Redzeplari

    Çok güzel bir şiir..

  • Doğa Fendi
    Doğa Fendi

    Üstad döktürmüş, tam Top 100 listesine yakışan bir şiir..

  • Perihan Pehlivan
    Perihan Pehlivan

    saygı ile anıyorum

  • Siyahh Beyazz
    Siyahh Beyazz

    Acı çekmek özgürlükse
    Özgürdük ikimiz de

  • Ali Yılmaz Yıldız
    Ali Yılmaz Yıldız

    Bu şarkı sanki hayatın hüzünlü ve aslında basit döngüsü.

  • Engin Kılıçelik
    Engin Kılıçelik

    en sevdiğim şair... en çok ta şu sözleri duygulandır beni:
    'Acı çekmek özgürlükse
    Özgürdük ikimizde'
    kendimce şöyle algılıyorum; aşk acı çekmekse, acı çekmek de özgürlükse, özgürüz ikimizde.
    'yalanmış hepsi yalan
    sevmek diye bir şey vardı
    sevmek diye bir şey yokmuş'... söze gerek yok...

  • Fatma Eşmekaya
    Fatma Eşmekaya

    Haluk Levent'in şarkı sözü olarak kullandığı şiir

  • Nadir Sayin
    Nadir Sayin

    Şiire günün akışında tekrar dönüp yorumumu yapmaya çalışacağım..Ancak dün geç saatlere kadar dil..sanat ve şiir konusunda olumlu niteleyeceğim görüş alış-verişi oldu..geç olduğundan şimdi bu bir önceki günün şiirinde sayın SİNYALİ´nin tarafıma atıfta olan.. -dil ve arapça-farsça içerikli şiir ve sanat üzerine..- yorumuna geri dönümdür!

    Ayrıca sayın Çağan ARMANGİL beye şu kadarını iletmek isterim ki..Biz bu tartışmayı burda yapmayacağız da nerde yapacağız ki!

    Evet…
    Sevgili dostum Sinyali..teşekkür ederim…Ve hemen vurgulayayım, farklı görüşler, zıt görüşlere karşın bu düzeyde tartışma herkesin faydasına.
    Ve şaşılası tartışmanın içeriği esasında belki size edilen bin ithamdan daha etkileyici… Ama önemli olan işte tartışma düzeyi bu olmalı bence.. Hatta bu güzel tarzda devam diyerek, nicelerine de nasip olmasını da eklemek isterim...-:)

    Evet şimdi sadete gelelim..(bakın yine bir arapça sözcük SADET oysa ki ASIL konu da diyebilirdim)..Bu neyi gösteriyor terçih ve beğeniyi..belki de estetiği ya da o sözcüğü içselleştirmeyi..

    Kimi sıralar, öğrenciliğim dönemlerimde, mutlaka öz türkçe sözcüklerin kullanımı ve seçiminde daha da katıydık.. Bakın işte o katılığı da bir türlü benimseyemedim.

    Sayın dostum tarihten gelen sosyal-kültürel ilişki ve iletişim, ticaret ya da savaş ve istila gibi nedenlerle halklar olarak iç içe yaşama boyutuyla tabii ki dil ve sanat, edebiyat hele ki şiir odaklarında da karşılıklı etkilinme kaçınılmaz… Bu bir olgu..ve eger olguyas bunun kabul edilip edilmemesi söz konusu olamaz!

    Örnek çocukluğumuzda ‘jilet’ bir marka değil tıraş bıçağının kendisi bilirdik..Burada varmak istediğim nokta vurguladığım nedenlerle artık dilimize yerleşmiş ve halkın günlük yaşamda kullandığı ve konuşmanın-yazım dilinin bir iletişim aracı noktalarında kabul görmüş boyutlara her hanği bir itirazım yok.

    Ve dikkatini çekerim..”YOK SAYMAK” diyorsun ki bu bana ait değil, size ait ya da sizin algınız tekrar öyleleşti!..

    Ben ne kendi isimimi ne de Ali’yi Hüseyin’i nasıl yok sayarım bilakis severim de.. Umarım yaptığınız biraz ironi ve o ironiyi vurgulamak için şu yok sayma meselesini yaratıcısı da yine sizin kendisi ne ait..-) Bu da bir ironi oldu herhalde!..

    Neyse.. Ancak: “menatık-ı duşize-yi tahayyülde Lerze-i istitar ü istiğna.” Siz şu kelimelere bakın.., bunların günlük konuşma, şiir okuma sanatsal işlevi ile sosyal iletişim yaratma da ne gibi etkisi var?..

    Şimdi bu sözcükleri burda okuyan kaç kişi anladı! Yani şimdi ben her bu sözcük için TDK´ yamı gideceğim..Yani öğrencinin, annemin, kardeşim ya da otobüste (ki bizde otobüste oturan 40 kişiden ancak belki biri kitap okuyordur ..o da herhalde Sinyali dostumuz..-) işi gücü yokta TDK ya mı gidecek..ya da bunların çevirisi için devamlı SİNYALİ lerin yanında yolculuk etmeleri gerekiyor!
    Kendi yurdumuz da her birimizin bir çevirmeni yanı başında öyl mi? Şaka ve ironi ama ..Kusura bakmayın bu durum biraz saçmalık olmuyor mu?

    Degerli Sinyali konu sizin işaret ettiğinizden daha da karışık ve derin.. Ama esasında çok basit! Basit yönü ve sadece sizden istenen önce ana diline ve özüne sadık kalacaksın ve çünkü üretim, yürek ve beyin üçgeni ordan doğuyor!

    Diger tarafı ise, derim ki size nedense Afrika ülkelerinde, Kuzey Amarika ülkelerinde ya da kısaca koloni olan ülkelerde hep İngilizce, Fransızca, Almanca..Hollandaca sözcük ve dil kalıntıları o ülkelerinin kendi öz lisan ve iletişim diline girmiş, azaltmış ya da kimini yok dâhi etmiştir.

    Bakın şimdi geldik burada bir gerçeğe, ama askeri güç, ama inanç gücü, ama ticaret gücü… güçsüz olanın ya da kendi öz kültürüne asalak/hain ve illüzyon içinde olan halkın kültürünü boğmuş, tüyünü yolup kızartmış ve afiyetlemiş..
    Ama şöyle ya da böyle dünyada ki dönğü ve konunun odak noktası işte bu boyutta/odakta dönüyor!

    Basit olan noktaya dönersek.., o önemli odak noktamız ise bir halk bireyinin yaratıcılığı ve düşünme işlevi ancak kendi ana diliyle oluyorsa üretkendir.
    Bu aynen kendi üreten bir toplumum nasıl temeli BAĞIMSIZLIK unsuru ile pekişiyorsa, dil de aynı bu paralellikte kendi özünde üretildiği işlendiği ölçütte o bağımsızlıkta eşitir!
    Bunun tersi olursa, yani hep tüketim..tüketim olursa bu BAĞIMLILIK ve ana dilinden vaz geçip kendi őz dilini es geçme Araplaşma, ingilizleşme farscalaşma ve sair olursa o zamanda dilde asimilasyon olur..


    Bu bağımlılık ve asimilasyon öyle lanetir ki asırla sürer.. Ve hatta belki birdaha sittim sene onlardan kurtulamazsın!

    Ve işte böylelikle de geldik Atatürk dil devrimine. Devrim dostum, gök zimbile gökten yere düşüp ve hayatta hemen yaşam bulmaz..
    Devrim yerleşmesinde ve yaşanmasında bir süreçtir..Bu bakımdan Atatürk dil devrimi bir sonuç değil ..o sürece bir başlamdır..Ve şimdi biz halen – kimi tökezleme ve bunu alaşağı etme iffetsizliklerine karşın – bu süreci yaşıyoruz..!

    Ve dönelim karışık boyuta.., kimi Afrika ülkesinde olduğu gibi ‘bağımsızlık’ sözcüğü dâhi kullanım-yazım dilinizde bulunmaz,, telaffuz edilmez. Ne kadar içler acısı ve karışık bir durum..insanın beyini zonkluyor!

    Estetik, güzel sanat, şiir ve begeni iyi tamam..Tamam da siz şu yukarda vergulanan özeler de bilinçli iseniz, özünüze bağlıysanız,,üretim ve bağımsızlık diyorsanız o halde gelin biz Yunus Emre’ yi al aşağı edelim ve evrende Ahmet Haşim’i ozan edelim! Bence hiş sorun olmaz..
    Hatta bir ozanımız daha dünya standartına erişmesi gurur verir bize!

    Yok hayır, edindiğim intiba gereği siz samimi açık ve ne dediğini bilensiniz sőzüm size değil, ama kimileri inanın bana fitnelik ediyor..

    Beni kültürümde, özümde, bağımsızlığımda yurt sevgimde çeşitli makarnalar çeviriyor..Dünyaya hakim olmak için ılımlı yüzünü gösterip ve benim halkımı değil kendi dünyalık cennetliğini kurmaya, kültürümü kaltletme pahasına yalan-dolan işler çeviriyor..

    Halkımdan az açta-açıkta, baskıda ve özgürlükten yoksun insan yok mu? ..Pek çok! Ve nerdeyse Amarika’nın tamamen hükmü ve istilası ve dayatması karşısında üretimden, özgürlük ve gerçek halk demokrasi yolundan saptırılıp, dalkuavukluk, sadaka ve biat kültürüne kurtuluş onda diyor. İşte bu zihniyette olan Ahmet Haşim gibilerin evet biline karşısındayım..sanata..şiirde ve edebiyatta karşısındayım!

    Onun için diyorum ki öncelikle ana dilinde düşünmek, konuşmak, yazmak iletişim ve şiir de buluşmak yürek ile beyin ilşlevinin dengesidir..Gerçek üretim ordan doğar.. Dengeleyelim kendimizi ve devrim sürecimizi tam dil bağımsızlığı bilinciyle yolumuza devam!

    Şimdi siz bunlara hayır mı diyorsunuz? Peki bu boyutta düşüneler şiir ve sanatta, neden sizin o dediğiniz yolun yolcuları ..estetik ve sevenleri bu olgu ya kem gözle bakıyor ve kabul etmiyorlar ki? Nedir yani konunun özü? Bizim yakamızdan, Arapça-Farsçaya açık net ve samimi ne düşünüyorsak o yalınlıkla açıklıyor, gerekçe sunuyoruz..
    İyi de sizin bizim bu yakamıza olan itirazınız ne? Yani öz dilimizi, ana dilimizi üreterek ve kőküden işleyerek ilerlememizde itirazınız ne?
    Siz Arapça-Farsça edebiyatta evet derken ne istiyorsunuz varmak istediğiniz boyut nedir?

    Evet bu soruları da size ve ilgililere yöneltmiş olarak burda noktaladım…Saygıyla..

  • İbrahim Eroğlu
    İbrahim Eroğlu

    Yine hazan vurdu, dut kurusu ikindileri,
    Bu kaçıncı vurgun.!
    Şimal gölgesi düşmüş vuslata,
    Üşüyor gözlerimdeki huzur,
    Üşüyor bizi bekleyen kentler,
    Beyazdan da öteydi, kara sevdamız.!
    Erguvan rengi akşamlar ağlıyor Akdeniz’de,
    Avuçlarımdan kayıyor yarın,
    Söz bitmiş….
    Aşk, yazgımın yüz akıydı; şiirlerim gibi
    ...
    .................

TÜM YORUMLAR (105)